İtiraf etmek gerekir ki “yapay zeka” son zamanlarda en anlayışlı dert ortağımıza dönüştü. Gece yarısı kimseyle paylaşamadığımız sıkıntıları, sabahın köründe içimizi kemiren huzursuzluklarımızı saatlerce yazdığımız ve her seferinde yargılanmadığımız, anlaşıldığımızı hissettiğimiz cevaplar aldık. Göz devirmedi, telefonuna bakmadı, sözümüzü kesmedi, "ya bırak şimdi dert mi bu" demedi. Bize bir ekranın arkasından öyle şefkatli kelimeler dizdi ki, neredeyse yüreğimizin ısındığını hissettik.
Özellikle yargılamadan dinleme, anlaşılma ve duyguların onaylanması gibi temel ihtiyaçlara temas eden bu yapı, kısa vadede rahatlatıcı bir deneyim sundu. Ancak bu deneyimin niteliği, psikolojik açıdan daha dikkatli değerlendirilmesi gereken bir alan haline dönüştü.
Eski Manipülasyonları Tanıdık, Ya Yenisi?
İnsan ilişkilerindeki suçluluk, korku ve utanç üzerinden yapılan duygusal manipülasyonlara karşı kalkan geliştirmeye çalışan bizler, şimdi hiç tanımadığımız yepyeni bir tuzakla burun burunayız: Yapay zekânın yapay şefkat sarmalı.
"Ben sensiz ölürüm" diyen bir sevgilinin aslında ne kadar tehlikeli bir bağımlılık kurduğunu hemen fark ediyoruz. Sürekli kurbanı oynayan arkadaşımıza "dur bir dakika" diyebiliyoruz.
Peki ya karşımızdaki, her sorumuza milisaniyeler içinde en kibar, en kapsayıcı, en onaylayıcı cevabı veren, duygudan anladığını iddia eden ama aslında sadece devasa bir veri havuzundaki en olası "sevimli" kelimeyi seçen bir algoritmaysa?
İşte burada, gözle görülmeyen ama ruhumuza derinden işleyen yeni bir teslimiyet başlıyor. Yapay zekâ size asla kızmayacak, sizi terk etmeyecek, hasta olduğunuzda huysuzluk yapmayacak. Her an ulaşılabilir, her an anlayışlı, her an mükemmel. Peki bunun gerçek olmadığını bildiğimiz halde bize iyi gelen ne?
Dijital Annelik: Hep Onaylayan, Hiç Görmeyen
Yapay zekânın bizi cevapsız bırakmaması çocukluktan taşıdığımız onaylanma, ilgi görme ve anlaşılma ihtiyacına kesintisiz bir karşılık sunar; tıpkı hep hazır, hep anlayışlı bir “bakım veren anne” gibi. Bu yüzden kişi, onunla dertleşirken aslında zihninde önemli kişilerin (anne, partner, terapist) temsillerini canlandırır ve aldığı yanıtları sanki o kişiden geliyormuş gibi deneyimleyerek bir süreliğine görülme ve onaylanma ihtiyacını hayali ilişkilerle yatıştırır. Fakat bu durum, geçici bir duygusal yatışma sağlasa da gerçek ilişkisel temasın yerini tutmaz.
Psikolojik iyilik hâlinin temel belirleyicilerinden biri, iki insan arasında kurulan karşılıklı düzenleme kapasitesidir. Duyguların yalnızca sözel olarak ifade edilmesi değil; beden dili, ses tonu, yüz ifadesi ve eş zamanlı varoluş üzerinden karşılıklı olarak düzenlenmesi, sinir sistemi düzeyinde yatıştırıcı bir etki yaratır. Yapay zekâ ise bu çok katmanlı etkileşimden yoksundur. Ürettiği yanıtlar ne kadar kapsayıcı olursa olsun, bir sinir sistemiyle karşılıklı temas kurma kapasitesine sahip değildir.
Bu nedenle burada söz konusu olan, gerçek bir ilişkisel deneyimden ziyade, duygusal ihtiyaçların yüksek doğrulukla taklit edilmesidir. Üstelik bu süreç çoğu zaman art niyet içermeden gerçekleşir. Ancak tam da bu nedenle, bireyin bu deneyimi gerçek bir bağlanma biçimi olarak algılaması ve buna yönelmesi riski oluşur.
O yüzden kendimize soralım: Bu kadar yalnız ve onaylanma ihtiyacı içinde olmamızı kim kullanıyor?
Unutmayalım, Psikolojik açıdan iyileştirici olan ise, her zaman karşılıklılık içeren, zaman zaman zorlayıcı ama gerçek temas barındıran insan ilişkileridir. Çünkü insanı dönüştüren, yalnızca anlaşılmak değil; bir başkasıyla birlikte deneyimlenmektir.
En gelişmiş yapay zekâ bile, gözlerdeki o derinliği asla göremez.