Eylül geldiğinde evlerin sabahları yeniden değişir.
Çalar saatler erkenden çalmaya, kahvaltılar aceleyle yapılmaya, okul çantaları yeniden kapının yanında beklemeye başlar. Uzun bir tatilin ardından yalnızca çocuklar değil, ebeveynler de yeni bir rutine uyum sağlamaya çalışır.
Ve bazen o sabahlardan birinde şu cümle duyulur:
“Anne, bugün okula gitmesem?”
İlk duyduğumuzda bunu önemsemeyebiliriz. Biraz daha uyumak istiyordur. Tatilin rahatlığına alışmıştır. Derslerden kaçıyordur. “Ergenlik işte…” deyip geçebiliriz.
Fakat bazı çocuklarda bu cümle bir sabah isteğinden daha fazlasıdır.
Çünkü çocuk ve ergenler her zaman yaşadıkları güçlüğü doğrudan anlatamazlar. Bazen anlatamadıkları şeyi davranışlarıyla gösterirler.
Okul, ergen için yalnızca okul değildir
Özellikle lise çağındaki bir genç için okul; derslerin ve sınavların ötesinde, kendisini başkalarının gözünde değerlendirdiği önemli bir sosyal dünyadır.
“Arkadaşlarım benim hakkımda ne düşünüyor?”
“Beni aralarına alacaklar mı?”
“Yeterince başarılı mıyım?”
“Yanlış yaparsam benimle dalga geçerler mi?”
“Benden beklenenleri karşılayamazsam ne olur?”
Bu sorular bazen gencin zihninde, yetişkinlerin fark edemeyeceği kadar yoğun yaşanabilir.
Bu nedenle bir ergen okula gitmek istemediğinde yalnızca “Neden gitmiyorsun?” diye sormak yerine, “Okulda kendini nasıl hissediyorsun?” diye de sormak gerekir.
Çünkü davranış bazen sorunun kendisi değil, bize gönderilen işarettir.
Ergenlik her şeyi açıklamaz
Ergenlik, kimliğin yeniden şekillendiği; aidiyet, yeterlilik ve kabul edilme ihtiyacının yoğunlaştığı önemli bir gelişim dönemidir. Fakat her güçlüğü “ergenlik” diyerek açıklamak, bazen yardım edilmesi gereken bir sorunun görünmez kalmasına neden olabilir.
Okula gitmek istememeye yoğun kaygı, sabahları karın veya baş ağrısı, uyku sorunları, ağlama, öfke, sosyal ortamlardan kaçınma ya da belirgin devamsızlık eşlik ediyorsa, davranışın arkasındaki nedeni anlamak önemlidir.
Bunun altında sınav kaygısı, başarısızlık korkusu, sosyal kaygı, akran ilişkilerinde yaşanan güçlükler veya akran zorbalığı olabilir.
Bazen de genç, yaşadığı duyguyu henüz kendisi bile tam olarak anlamlandıramadığı için bunu bedeniyle ya da davranışıyla ifade ediyor olabilir.
Burada amaç çocuğa hemen bir etiket koymak değil; davranışın ne anlatmaya çalıştığını anlamaktır.
Ebeveynin ilk tepkisi önemlidir
Çocuğumuz zorlandığında onu korumak isteriz. Bu nedenle hemen çözüm üretiriz:
“Okula gitmek zorundasın.”
“Herkes okula gidiyor.”
“Bunda korkacak ne var?”
Oysa bazı anlarda çocuğun ihtiyacı çözümden önce anlaşılmaktır.
“Okula gitmek sana son zamanlarda gerçekten zor geliyor gibi görünüyor.”
“Bunu tek başına çözmek zorunda değilsin.”
Ve belki de en önemli soru:
“Okula gittiğinde senin için en zor olan şey ne?”
Biri davranışı sorgular; diğeri yaşantıyı merak eder.
Bu küçük fark, ebeveyn ile ergen arasındaki iletişimin yönünü değiştirebilir.
Ne zaman profesyonel destek gerekir?
Her okula gitmek istememe davranışı psikolojik bir sorun anlamına gelmez. Tatil sonrası uyum güçlüğü geçici olabilir. Ancak durum süreklilik kazanıyor, devamsızlık artıyor, yoğun kaygı veya bedensel yakınmalar ortaya çıkıyor, arkadaş ilişkilerinde belirgin değişiklikler gözleniyor ya da genç yoğun umutsuzluk ve kendisine zarar verme gibi ifadeler kullanıyorsa profesyonel değerlendirme önemlidir.
Buradaki amaç yalnızca genci yeniden okula göndermek değildir.
Asıl amaç, okula gitmeyi zorlaştıran şeyi anlayabilmek ve gencin bununla baş edebilme kapasitesini güçlendirmektir.
Çocuk ve ergenlerle yürütülen psikoterapide yalnızca belirtiye değil; duygu düzenleme, benlik algısı, sosyal ilişkiler, aidiyet, sınırlar ve yeterlilik duygusu gibi alanlara da bakmak gerekir. Ebeveyn görüşmeleri de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Çünkü bazen çocuğun yaşadığı güçlüğü değiştirebilmenin yolu, yalnızca çocuğa değil, çocukla kurulan ilişkiye de bakmaktan geçer.
Bazen iyileşme, “Ben de böyle hissediyorum” cümlesiyle başlar
Ergenlikte akranların dünyadaki yeri büyür. Bu nedenle uygun durumlarda yapılandırılmış ergen grup çalışmaları da destekleyici bir alan oluşturabilir.
Genç, benzer güçlükler yaşayan başka gençlerle bir araya geldiğinde yalnız olmadığını fark edebilir; kendisini başkalarının deneyimlerinde görebilir ve ilişkiler içinde kendisini ifade etmeyi deneyimleyebilir.
Bazen iyileşmenin ilk adımı bir çözüm bulmak değil, “Bunu yaşayan yalnızca ben değilmişim.” diyebilmektir.
Ebeveynlikte en zor şeylerden biri, davranışın kendisiyle çocuğun yaşadığı duyguyu birbirinden ayırabilmektir.
Çocuk kapıyı çarptığında yalnızca “saygısızlık” görmemek, ergen odasına kapandığında yalnızca “bizi istemiyor” diye düşünmemek ve okula gitmek istemediğinde yalnızca “sorumluluktan kaçıyor” dememek gerekir.
Çünkü bazen davranış, kelimelere dönüşememiş bir duygunun dilidir.
Ve bazen okula gitmek istemeyen bir çocuk, aslında okuldan değil; okulda hissettiği kendisinden kaçıyor olabilir.