<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>SAYFA16 | Bursa Haberleri, Bursaspor Haberleri, Bursa Son Dakika, Kültür Sanat Haberleri, Bursa Gazeteleri, Bursa Etkinlikleri, Bursa Konser</title>
    <link>https://www.sayfa16.com</link>
    <description>bursa gazeteleri, bursa haberleri, bursaspor haberleri, bursa kaza, bursa hava durumu, bursa son dakika, bursa konser, bursa gündem, bursa haber siteleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.sayfa16.com/rss/inceleme" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 14:12:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/rss/inceleme"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[İşletmelerin En Tehlikeli Hastalığı: Tasarruf Takıntısı]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/isletmelerin-en-tehlikeli-hastaligi-tasarruf-takintisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/isletmelerin-en-tehlikeli-hastaligi-tasarruf-takintisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tutumluluk bir erdemdir. Fakat erdem ölçüsüzleştiğinde, kusura dönüşür. İsrafı önlemek, kaynakları verimli kullanmak herkes için önemlidir. Ancak tasarruf ile her şeyden kısmak aynı şey değildir. Özellikle kurumsal hüviyete erişememiş işletmelerde, bu fark çoğu zaman gözden kaçar ve sessiz bir kriz başlar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong><em>Dr. Sefa Duran</em></strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Aşırılık her zaman felaket getirir; erdem ise ölçüyle yaşandığında anlamlıdır.” </em></strong></p>

<p style="text-align:justify">Tutumluluk bir erdemdir. Fakat erdem ölçüsüzleştiğinde, kusura dönüşür. İsrafı önlemek, kaynakları verimli kullanmak herkes için önemlidir. Ancak tasarruf ile her şeyden kısmak aynı şey değildir. Özellikle kurumsal hüviyete erişememiş işletmelerde, bu fark çoğu zaman gözden kaçar ve sessiz bir kriz başlar.</p>

<p style="text-align:justify">Başlangıçta her şey mantıklı görünür<strong><em>: “Giderleri kontrol altına alıyoruz.”</em></strong> Sonra yavaş yavaş kesintiler başlar. Personel sayısı azaltılır, bakım ertelenir, eğitim bütçeleri kısıtlanır, kalite yerine en ucuz seçenekler tercih edilir. Kâğıt üzerinde tablo mükemmeldir: giderler düşmüş, maliyetler kontrol altında.</p>

<p style="text-align:justify">Ama gerçek sahada işler bambaşkadır. Eksik personel hizmeti aksatmıştır. Motivasyonu düşen çalışanlar hata üzerine hata yapıyordur. Bakımı yapılmayan ekipmanlar birer birer arızalanmaya başlamıştır. Kalitesiz ürün ve eksik hizmet müşteri memnuniyetini sarsıyor. Şikayetler artarak sadık müşteriler uzaklaşıyordur. İşletme artık planla değil, kaos ve krizle yönetiliyordur.</p>

<p style="text-align:justify">Kurumsal hüviyete erişememiş işletmelerde kritik alanlar ile maliyet kalemleri birbirine karışır. Halbuki insan kaynağı, bakım, kalite ve müşteri deneyimi tasarruf kalemi değildir. Bu alanlarda yapılan kesintiler kısa vadede tasarruf gibi görünse de, aslında geleceği ve itibarı doğrudan tehdit eder.</p>

<p style="text-align:justify">Belli bir kurumsallığa erişmiş işletmelerde ise durum farklıdır. Yapılması gerekenler ve karar alma süreçleri nettir. Kritik alanlarda tasarruf yapılmaz. Yatırımlar planlı ve disiplinlidir. Strateji ile operasyon arasındaki ayrım, riskleri minimize eder.</p>

<p style="text-align:justify">“Peki kurumsal işletmeler tasarruf hastalığından tamamen muaf mı?” Elbette hayır. Bu risk her işletme için açıktır. Ama kurumsal yapı, hataların etkisini azaltır ve doğru karar alma mekanizmasını işletir.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuç açıktır. Tasarruf yapılması gereken yerlerle, asla kısılamayacak alanları karıştırmak kısa vadede kazanç gibi görünür. Ama uzun vadede güven, kalite ve işletmenin geleceği kaybedilir. Kurumsal hüviyete erişememiş işletmeler için en büyük tehlike, bu ayrımı görememektir.</p>

<p style="text-align:justify">Unutmayın, işletmeleri batıran büyük hatalar değil, küçük ama sürekli alınan ve ders çıkarılmayan yanlış kararlardır. Tasarruf takıntısı da bu hataların en sinsisidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/isletmelerin-en-tehlikeli-hastaligi-tasarruf-takintisi</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 17:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2026/03/tasarruf-nedir.jpg" type="image/jpeg" length="70470"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaşlılar da mutsuz, gençler de. Kuşak çatışmasında yeni bir eşik]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/yaslilar-da-mutsuz-gencler-de-kusak-catismasinda-yeni-bir-esik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/yaslilar-da-mutsuz-gencler-de-kusak-catismasinda-yeni-bir-esik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gençlere sorduğumuzda yaşlıları saygıya değer bulmuyorlar, yaşlılara sorduğumuzda gençleri güvenilir görmüyorlar. Nesiller arası bağlar zayıflar, bir önceki nesil bir sonraki neslin inşasına yardım etmezse Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekler?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong>YAZI: AYÇA ÖRER / APOSTO</strong></p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Yaşlılar da mutsuz, gençler de. İki kesim de birbirini farklı açılardan suçlarken, aradaki makas giderek açılıyor; <strong fr-original-style="">toplumsal kutuplaşma</strong> alışılmadık bir alanda, farklı yaş grupları arasında kendini gösteriyor. Prof. Dr. Özgür Arun’a göre Türkiye kritik bir eşikte: <em fr-original-style="">“Demografi, demokrasiyi belirlemek üzere.” </em></p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Gençlere sorduğumuzda <strong fr-original-style="">yaşlıları saygıya değer bulmuyorlar</strong>, yaşlılara sorduğumuzda gençleri güvenilir görmüyorlar. Nesiller arası bağlar zayıflar, bir önceki nesil bir sonraki neslin inşasına yardım etmezse Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekler? İşte ortadaki sorun bu.</p>

<h2 fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">İETT otobüslerinde patlayan gerginlikler</strong></h2>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Okuldan çıkmış çocuklarla çarşıdan dönen yaşlılar aynı araçta buluştu. Havada tuhaf bir elektrik var. Toplumsal kabul, gençleri ayağa kalkmaya ve <strong fr-original-style="">yaşlılara yer vermeye</strong> zorluyor. Buna karşılık gençler, bu ön kabulu yok sayıyor, oralı olmuyorlar. Nihayet sessizliği bozmaya cesaret eden biri, <em fr-original-style="">“Gençler de hiç yer vermiyor artık”</em> deyince, bir lise öğrencisi <em fr-original-style="">“Niye vereceğiz, sabah 7’den beri dışarıdayım, çalışıyorum, yoruluyorum, sen bedava kartınla gezip durmuyor musun?”</em> cevabını veriyor. Üstelik, kınanmıyor, hak veren sesler de ona eşlik ediyor.</p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Sosyal medyada açılan başlıklar<strong fr-original-style=""> erken emekli olanların </strong>gençlerin hayatını nasıl ekonomik darboğaza soktuğundan, bunun eşitsizliği nasıl derinleştirdiğinden bahsediyor. Yaşlılar gençlerin kolaycılığından, gençler yaşlıların empati yoksunluğundan dem vuruyor. Gerçekten, sosyal eşitsizlikler toplumsal nezaketin üzerinde tepiniyor olabilir mi? Türkiye kuşak çatışmasında yeni bir aşamaya mı geldi?</p>

<h2 fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Genç nüfus azalıyor, yaşlı nüfus artıyor</strong></h2>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Doğurganlık göstergelerindeki hızlı düşüş</strong> eğiliminin devam edeceğini varsayan senaryoya göre genç nüfus oranının 2030 yılında yüzde 14,8; 2040 yılında yüzde 12,4; 2060 yılında yüzde 9,2; 2080 yılında yüzde 7,2; 2100 yılında yüzde 7,2 olacağı öngörülüyor.</p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Buna karşılık yaşlı nüfus olarak kabul edilen <strong fr-original-style="">65 yaş ve üstü</strong>, 2019 yılında 7 milyon 550 bin 727 kişi iken son beş yılda yüzde 20,7 artarak 2024 yılında 9 milyon 112 bin 298 kişi oldu. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2019 yılında yüzde 9,1 iken, 2024 yılında yüzde 10,6'ya yükseldi. TÜİK nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13,5, 2040 yılında yüzde 17,9; 2060 yılında yüzde 27,0; 2080 yılında yüzde 33,4 ve 2100 yılında yüzde 33,6 olarak öngörülüyor.</p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Genç nüfusun refahına ilişkin rakamlar</strong> da iç açıcı değil. DİSK/Genel-İş Emek Araştırma Dairesi’nin (em-ar) hazırladığı rapora göre, her 10 gençten yaklaşık 6’sı işgücü piyasasının dışında. Güvencesiz çalışma koşullarını da değerlendiren rapora göre, Türkiye’de 15-24 yaş aralığındaki gençliğin yalnızca yüzde 39,5’i (yaklaşık 4 milyon 609 bin kişi) istihdamda. Geriye kalan yüzde 60,5'lik kesim işgücü dahilinde değil.</p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Gençler istihdamda yer bulamazken, <strong fr-original-style="">yaşlılar için de benzer bir tablo söz konusu. </strong>Emekli Yılı ilan edilen 2024’ün Ocak ve Mayıs aylarını kapsayan döneminde 60-64 yaş aralığındaki 2 bin 949 kişi, 65 yaş ve üzeri 860 kişi İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirildi. Bu yılın aynı döneminde ise söz konusu sayılar neredeyse iki katına çıktı. 2024 yılı Ocak-Mayıs tarihlerinde 60-64 yaş aralığındaki 4 bin 652 kişi, 65 yaş ve üzeri 1301 kişi işe yerleştirildi.</p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Ancak <strong fr-original-style="">10 yıl önceki veriler</strong> daha da çarpıcı. 2014 Ocak-Mayıs döneminde İŞKUR tarafından işe yerleştirilen 60-64 yaşındaki kişi sayısı 771, 65 yaş ve üzeri de 265 kişi olarak kayıtlara geçti. Sadece 10 yılda İŞKUR tarafından işe yerleştirilen emeklilik çağında olan kişilerin sayısı 3,5 kattan fazla artış gösterdi.</p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Bütün bu veriler ışığında <strong fr-original-style="">gençlerin de yaşlıların da gelir eşitsizliğinden payını aldığını</strong> söyleyebiliriz. Peki bu sorun iki kesim arasında bir çatışmaya ya da kutuplaşmaya yol açıyor olabilir mi?</p>

<h2 fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Hem gençleri hem de yaşlıları etkileyen suçlar</strong></h2>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong>Senex: Yaşlanma Çalışmaları Derneği, </strong>2021 yılından bu yana her yıl bir boylamsal izleme araştırması yapıp sonuçları açıklıyor. 2025 yılının verileri çarpıcı: Türkiye’de 2025 yılının ikinci döneminde yaşlılara yönelik şiddet, ihmal, istismar ve ayrımcılıklardan oluşan 700 hak ihlali vakasının yüzde 57’si ölümle sonuçlanmış.</p>

<ul fr-original-style="padding-inline-start: 20px;">
 <li fr-original-style="" style="text-align:justify">2024 yılında 655 vaka yaşanırken, ölüm oranı yüzde 55 olmuş. Üç yıl önce yüzde 38 olan ölüm oranı, her geçen yıl yükseliyor.</li>
</ul>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Öte yandan, 2024 yılı <strong fr-original-style="">çocuklara yönelik suçlar</strong> açısından da çarpıcı bir yıldı. Yenidoğan Çetesi adıyla anılan suç örgütünün özel hastanelerde dünyaya gelen bebeklerin ölümüne neden olduğunun ortaya çıkması ses getirdi.</p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Yaşlılara yönelik suçlarda</strong> artış yaşanırken, çocuk ve gençlerin güvenliği konusunda da tartışmalar sürüyor. Ayrıca, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı da 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 9,8 oranında artarak 612 bin 651 oldu. Bu suçlarda yüzde 40,4’le yaralama olayları öne çıkıyor.</p>

<h2 fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Özgür Arun: Sosyal uygulamalar sorunu derinleştiriyor</strong></h2>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden <strong fr-original-style="">Prof. Dr. Özgür Arun</strong>, uzun yıllardır yaşlanma politikaları üzerine çalışan bir akademisyen. “Gençler ve yaşlılar arasında yaşanan gerginlik bir kutuplaşmaya mı evriliyor?” sorusuna şöyle cevap veriyor:</p>

<blockquote fr-original-style="color: rgb(9, 9, 9);">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Gençler ve yaşlılar normalde de karşı karşıya gelirler ama şimdi gördüğümüz sorun bu karşıtlığın nefret düzeyine ulaşması. Bunun nedeni de son çeyrek yüzyılda geliştirilen sosyal uygulamalar. Türkiye’de zaman zaman bazı toplumsal kesimlerin yaşadığı eşitsizlikler görülür ve bunlara ilişkin sosyal uygulamalar geliştirilir. Oysa sosyal uygulamalar kapsayıcı değildir, sorunları çözmediği gibi yenilerini yaratır. Türkiye’de geliştirilen sosyal uygulamalar toplumsal gruplar arasında yeni eşitsizlikler yarattı.”</em></p>
</blockquote>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Prof. Dr. Arun “eşitsizlik yarattı” dediği uygulamalara örnek olarak <strong fr-original-style="">ücretsiz toplu taşıma seferberliğini </strong>gösteriyor:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Yaşlılara yönelik ücretsiz toplu taşıma seferberliği başladığında birçok insan bunu destekledi ama yaşlanma hakları çalışanlar ‘Gençler ile yaşlılar arasındaki çatışmayı daha da derinleştirecek’ diye karşı çıktı. Sosyal uygulamaların vadesinin olması gerekir, Türkiye bunu uzun zamandır sınırsız süreyle uyguluyor. Bir toplumsal kesime destek olmak istiyorsak onu güçlendirirken aynı zamanda şehir içi toplu taşımayı kadınlar, gençler, bedensel engelliler gibi diğer kesimler için de güvenilir hâle getirmek gerekir. Kapsayıcı bir sosyal politika kimseyi geride bırakmaz. Türkiye’deki sosyal politikalar oldukça popülist.”</em></p>
</blockquote>

<h2 fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Gençler yaşlılara neden kızgın?</strong></h2>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">2025 yılı içinde kulak verdiğimiz farklı kesimlerden gençler ve yaşlılar, <strong fr-original-style="">geçim sıkıntısı, sosyal haklardan mahrumiyet, gelecek kaygısı</strong> gibi konularda ortaklaşıyordu. Mesela, Saraçhane protestolarına katılan Samet, fotokopicide aylığı 18 bin liraya çalışmak zorunda kalışını anlatmıştı:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Yurtta yer bulamamışım, öğrenci evinde iki arkadaşımla aynı odayı paylaşırsam ancak kalabiliyorum, sabah-akşam poğaça, makarna yemekten kabız olmuşum. Babam bana ayda 10 bin lira gönderirse onlar memlekette darboğaza giriyor. Mezun olunca yüz binlerce işsizden biriyim, fotokopicide aylığı 18 bin liraya sabah 8’den akşam 8’e kadar fotokopi çekiyorum. Korkuyorum ya, geleceğimden korkuyorum.”</em></p>
</blockquote>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Ankara’da tanıştığım 21 yaşındaki Ali</strong>, Samet kadar bile şanslı değil. ODTÜ’de okuyor ve <em fr-original-style="">“4 bin lira burs aldım” </em>derken sesine yansıyan mutluluk, dinleyicisi olan beni biraz üzüyor:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“KYK bursu ve özel bir bursla beraber 7 bin liralık bir aylık gelirim var. Okulda yemeğe 40 lira veriyorum. Genellikle şehre inmiyorum çünkü yol parasını idareli kullanmam gerekiyor. Okul devam ederken becerebilirsem Erasmus’a gidecek, oradan yurt dışında yaşamanın yolunu zorlayacağım.”</em></p>
</blockquote>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Peki Ali, kendinden <strong fr-original-style="">önceki nesillere kızgın mı?</strong> Cevabı, <em fr-original-style="">“Biraz”</em>:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Ben bizden öncekilerin bizi anlamadığını zaten düşünüyorum ama bunu herhalde herkes düşünüyordur. Yani benim babam da kendinden önceki nesile böyle bakar. Beni kızdıran şey, bizi anlamamaları falan değil, bakmamaları. Çünkü bakarlarsa anlayamayacakları bir şey olduğunu düşünmüyorum. </em></p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">Bence orada biraz vicdan azabı devreye giriyor. Biz ‘Paramız yok’ dediğimizde onlar ‘Ben de öğrenciliğimde simit yemiştim’ diyor. Bu elbette böyledir ama sen öğrenciliğini bitirince benim bulamayacağım işi buldun, evini aldın, düzenini kurdun. Bizim için böyle bir gelecek olduğunu düşünüyorlarsa öfke duymam. </em></p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">Biz bence umutsuz gençleriz. Doğruluk, dürüstlük diye bir şey yok. Kim daha iyi yalan söylüyor, kim cebini dolduruyor, kim rant peşinde? Şimdi bizden önceki jenerasyon dürüst olduğunu söyleyebilir mi? Ana muhalefet partisinin eski başkanı bile koltuğundan vazgeçemiyor sonra bize akıl veriyorlar.”</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<h2 fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Ücretsiz toplu taşıma meselesi</strong></h2>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Sosyal medyada yaşlılara yönelik nefret söylemini üreten konuların başında <strong fr-original-style="">ücretsiz otobüs kullanma hakkı</strong> var. Aşağıdaki alıntı forumlarda sayfalarca uzayan yorumlardan sadece biri:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Yaşım 42. Sözüm bu ülkeyi şu anki hâline getiren kişilere. Sizin bir borcunuz yok gençler, hatta alacağınız var. Otobüste gördüğünüz her bir yaşlının suratına sırıtıp kaşına kaşına oturun. İçiniz rahat olsun. Belki ayaklarındaki varisler şişer, oy atmaya gidemezler. Onların vereceği oy sizin geleceğinizden çalınır çünkü.”</em></p>
</blockquote>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Gençleri haklı bulanlardan bir başkası olan <strong fr-original-style="">Ayla, 42 yaşında emekli olmuş</strong>, şu anda 68 yaşında. Emekli olduğu günden bu yana kendi işinde çalışmaya devam ediyor. Gençlerin emeklilik politikalarına ilişkin tepkisini haklı buluyor:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Benim bu kadar erken emekli olmam elbette bir sistem sorunudur. Buradan şu sonuç çıkmasın, ben çalışmaya başladığımda 14 yaşındaydım. Gerçekten 14 yaşımdan itibaren çok zor koşullarda çalıştım ve 42 yaşımda devletin bana sağladığı imkanla emekli oldum. Ancak buradaki eşitsizliği görmüyor değilim. 42 yaşımdan bu yana çalışmaya ve katma değer üretmeye devam ediyorum çünkü kendimi hem Türkiye’ye hem de benden sonraki kuşaklara borçlu hissediyorum. Yaşıtlarım arasında bunu yapmayanlar, ipe un serip sonra ‘Gençler tembel’ diyenler var, bu elbette kabul edilemez. Haksızlığa haksızlık demek zorundayız.” </em></p>
</blockquote>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Ayla’nın yapıcı tavrına karşılık <strong fr-original-style="">71 yaşındaki Hasan</strong>, gençlerin elindekiyle yetinmekten aciz olduğu fikrinde:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Yaşla beraber gelen saygı toplumun temel değerlerinden biri. Ben şu anda 71 yaşındayım ve bu saygıyı hak ettiğimi düşünüyorum. Gençler elindekiyle yetinmekten acizler ve sürekli yeni arayışlar peşindeler. Biz çalışmayı, değer üretmeyi düşünürken onlar kolaylıkla ‘yırtmayı’ düşünüyorlar. Dolayısıyla bugüne kadar bizim inşa ettiğimiz şeyleri hazırdan yiyorlar.”</em></p>
</blockquote>

<h2 fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">'Yaşlıların da saygı anlayışlarını gözden geçirmesi gerek'</strong></h2>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">35 yaşındaki Zeynep’e</strong> göreyse gençlere saygı öğreten yaşlıların kendi saygı anlayışını gözden geçirmesi gerekli:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Ben yeni tanıştığım bir insanla asla senli benli konuşmam. Bana dokunulmasından hoşlanmam. Üstenci bir tavırdan rahatsız olurum. Yaşlıların en büyük sorunu saygı beklerken, saygı göstermiyor oluşları. Kaç kere benimle konuşurken ‘sen’ diyenlere ‘siz’ diye karşılık verdim, bilmiyorum. </em></p>
</blockquote>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Öğretmenlik yapan 38 yaşındaki Sercan</strong> da benzer bir tespitte bulunuyor:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Tonton, mahallenin amcası/teyzesi imajı biteli yıllar oldu, belki son temsilcisi Adile Naşit’ti. Bunlar hâlâ öyle davranmaya çalışıyor ama orada bir dürüstlük farkı var. O insanlar gerçekten belli ki çaba göstermiş, otobüste yer kapmak için gençleri azarlamamış. Gençlerin öfkesini yönlendireceği mecra az ve gerçekten okullarda çok karmaşık sorunlarla uğraşıyoruz artık, önceki nesillerin hiç bilmediği şeyler yaşıyor bu çocuklar. Böyle şeylere bir de yaşlıların ‘Bana saygı göster’, ‘Benim hakkımı koru’, ‘Bana yer ver’, ‘Benim için de çalış’ talepleri de eklenince öfke de büyüyor, karşılıklı kalpler kırılıyor.”</em></p>
</blockquote>

<h2 fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Herkesi öğüten çark</strong></h2>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Aslında sistemin gençleri kayırdığını, yaşlıları ezdiğini ya da tam tersini söylemek zor. Hatta <strong fr-original-style="">iki grubu da eşit derecede hırpaladığını</strong> söyleyebiliriz. Prof. Dr. Özgür Arun, <strong fr-original-style="">çatışmanın kimse için çözüm olmayacağını </strong>şu sözlerle anlatıyor:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Bu çatışmayı yaratırsak parayla pulla, uzlaşmayla çözemeyeceğimiz bir yere doğru gideriz. Yoksullaşmayla başa çıkmak ve birbirine destek olması gereken iki kuşağı barıştırmak zorundayız. O kadar katmanlı bir mesele ki kolay bir cevabı yok.”</em></p>
</blockquote>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Bundan yüzyıllar önce William Shakespeare ölümsüz karakteri Kral Lear'ın hikayesi üzerinden şöyle sesleniyordu:</p>

<blockquote fr-original-style="">
<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Yaşlıların acımasız baskısı altında kalmanın hem bir zayıflık, hem de budalaca bir kötülükten başka bir şey olmadığını anlamaya başladım. Bunu bize, güçlü olduklarından değil, körü körüne boyun eğdiğimiz için yapabiliyorlar.”</em></p>
</blockquote>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Yüzyıllar sonra Daniel J. Levitin</strong>, <em fr-original-style="">Başarılı Yaşlanma</em> kitabında, <em fr-original-style="">“Hayatın sonundan geriye baktığımızda, hangi unsurlar iyi yaşanmış bir hayat hissine işaret eder? Yaşamdan aldığımız tatmini azami seviyeye çıkaracak ve yaşamlarımıza anlam katacak hangi kararları alabiliriz?”</em> sorusunu soruyor.</p>

<p fr-original-style="" style="text-align:justify">Belki de artık yaşlanmayı ve gençliği birbirinden apayrı zamanlar olarak düşünmek yerine, kuşakları nasıl bir araya getirebileceğimizi düşünme vaktimiz gelmiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/yaslilar-da-mutsuz-gencler-de-kusak-catismasinda-yeni-bir-esik</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 14:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2025/12/problem-main-46.jpg" type="image/jpeg" length="92183"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güç Zehirlenmesinin Çürütücü Etkisi: Güç Makbulü Nasıl Maktule Çevirir?]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/guc-zehirlenmesinin-curutucu-etkisi-guc-makbulu-nasil-maktule-cevirir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/guc-zehirlenmesinin-curutucu-etkisi-guc-makbulu-nasil-maktule-cevirir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güç, öyle bir aynadır ki, bakana hem yüzünü hem de karanlık yanını gösterir. Ve ne yazık ki, çoğu zaman karanlık yanımız, egonun maskesi altında büyür.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="color:#e74c3c"><strong><span style="background-color:#ffffff">YAZI: Dr. SEFA DURAN</span></strong></span></p>

<p style="text-align:justify">Makbul ve maktul… Aslında postmodern dönemde pek hoş karşılanmayan, hatta biraz da anakronik bulunan kavramlar. Fakat özel sektörde yaşanan güç zehirlenmesini tarif etmek için yerini hâlâ bu iki kelimeden daha iyi doldurabilen başka bir ifade bulmak zor.</p>

<p style="text-align:justify">Özel sektör… Hızın, hedeflerin ve başarıya dair sürekli bir yarışın hüküm sürdüğü bir arenadır. Burada herkes bir şekilde “makbul” olmaya çalışır: şirketin gözüne giren, performansıyla öne çıkan, uyumlu ve güvenilir çalışan. Ancak, güç elde edildiğinde işler değişir. Güç, öyle bir aynadır ki, bakana hem yüzünü hem de karanlık yanını gösterir. Ve ne yazık ki, çoğu zaman karanlık yanımız, egonun maskesi altında büyür.</p>

<p style="text-align:justify">Ego, iş hayatında sessiz bir virüstür. Başlangıçta kendini övmez, hatta küçük bir özgüven gibi görünür. Ama yetki ve güçle tanıştığında, ego bir hortum gibi şişer ve davranışları çarpıtmaya başlar. Bireye haddini aşmaya başlatır. Ege ve güç zehirlenmesinin en tehlikeli sonucu ise etik zeminde ortaya çıkan derin denge kaybıdır; insanlar arasındaki ilişki mimarisi adeta çatırdamaya başlar. Yanlış adreste ego savaşlarına sokar, Bunlar, egonun güç zehirlenmesiyle yaptığı işaret fişekleridir. Ego, başarıyı ölçer ama öğrenmeyi küçümser; güçle birleştiğinde ise felaketi davet eder. Gücün verdiği “haklılık” hissi, çoğu zaman kendi düşüşümüzü hazırlayan ilk tuğladır. Makbul olanın maktule dönüşmesi ise bir nevi insanın kendine kurduğu tuzaktır: Dışarıdan bakınca başarı ve uyum görünür, ama içerde ego, sınırları yıkıyordur.</p>

<p style="text-align:justify">Güç zehirlenmesi, insan ruhunun en ince dokularına işleyen bir süreçtir. Başta masum görünen yetki, zamanla empatiyi eriten bir kıvılcım hâline gelir. Eleştiriler duyulmaz, sınırlar kaybolur ve birey farkında olmadan hem kendine hem çevresine zarar vermeye başlar. Özel sektörde bu, sadece bir yönetici veya çalışan sorunu değil, aynı zamanda kurumsal kültürün ve insan doğasının kesişim noktasıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu serüven, yalnızca bir iş yaşamı hikâyesi değil, insanın kendi sınırları ve zaaflarıyla yüzleşme hikâyesidir. Güç, insanı büyütebilir ama aynı zamanda tüketebilir; sorumluluk, hem fırsat hem de tuzak barındırır. Makbul olanın maktule dönüşmesi, aslında bir uyarıdır: Dışarıdan görünen başarı ve uyum, içsel denge ve etik farkındalıkla desteklenmezse, felakete dönüşebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Belki de özel sektörün bize öğrettiği en önemli ders şudur: Güç, sadece elde edilen yetki değildir; güç, onu taşıyabilme sanatıdır. Ve bu sanatı öğrenemeyenler, farkında olmadan hem kendilerini hem de çevrelerini harcar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Ve bir not: Ego sizi kandırmasın. Patronun gözüne girmek için yaptığınız her küçük hile, sizi belki de gelecekte yalnız bırakacak bir hatanın ilk adımıdır. Güç, ego ve insan… Özel sektörün üçlüsü, kontrol edilemediğinde hepimizi sınar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/guc-zehirlenmesinin-curutucu-etkisi-guc-makbulu-nasil-maktule-cevirir</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2025/11/gunun-manseti-27.jpg" type="image/jpeg" length="44039"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni Nesil Turizmin Yükselen Trendi: Set-Jetting]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/yeni-nesil-turizmin-yukselen-trendi-set-jetting</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/yeni-nesil-turizmin-yukselen-trendi-set-jetting" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Turizm sektöründe her yıl değişen trendler, gezginlerin beklentileriyle birlikte evriliyor. Son yıllarda öne çıkan ve 2025’te adeta bir patlama yaşayan fenomenlerden biri de Set-Jetting.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><em><strong>YAZI: GÖKHAN DEDEOĞLU</strong></em></span></p>

<p id="ember50" style="text-align:justify"><strong>Hotels.com,</strong> yıllık Unpack 26: The Trends in Travel raporunu yayınladı. Araştırmaya göre dünya genelinde gezginlerin yüzde 53'ü son bir yılda "Film ve Dizi Gezi Trendleri" yapma isteğinin arttığını belirtiyor. Z ve Y Kuşağı seyahatseverlerinin yüzde 81'i tatil planlarını izledikleri yapımlardan etkilenerek oluşturuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Buna <strong>"Set-Jetting" </strong>deniyor. Yani sinema veya televizyon yapımlarının geçtiği gerçek lokasyonları ziyaret etme amacıyla yapılan seyahatlere verilen isim. Son yıllarda öne çıkan ve 2025’te adeta bir patlama yaşayan fenomenlerden. Peki nedir bu set-jetting? Sadece bir Instagram karesi uğruna yapılan bir yolculuk mu, yoksa dijital çağın kültürel bir yansıması mı?</p>

<p id="ember51" style="text-align:justify"><strong>Set-Jetting Nedir?</strong></p>

<p id="ember52" style="text-align:justify">"Set-Jetting", sinema veya televizyon yapımlarının geçtiği gerçek lokasyonları ziyaret etme amacıyla yapılan seyahatlere verilen isim. Terim, “jet-setting” (sık seyahat eden elit sınıf) ile “set” (film seti) kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir. Ancak bu trend artık sadece meraklı bir azınlığın tercihi değil; dünya genelinde milyonlarca gezginin planlarını şekillendiren bir motivasyon kaynağı.</p>

<p id="ember53" style="text-align:justify">Örneğin; <strong>Game of Thrones</strong> dizisinin çekildiği <strong>Dubrovnik</strong>, “Kral’ın Şehri” olarak anılmaya başlandı ve turizm patlaması yaşadı. <strong>Emily in Paris</strong> dizisi sayesinde Paris sokaklarında kahve içmek, selfie çekmek bir Instagram klasiği oldu. Türkiye’de ise <strong>Yalı Çapkını</strong> veya <strong>Diriliş: Ertuğrul</strong> gibi yapımların izleyici kitlesi, bu dizilerin çekildiği alanlara ilgi gösteriyor.</p>

<p id="ember54" style="text-align:justify"><strong>Küresel Turizmde Yeni Rotalar</strong></p>

<p id="ember55" style="text-align:justify">Set-jetting, turizm destinasyonlarını dönüştürme gücüne sahip. Eskiden sadece yerel halkın bildiği sakin kasabalar, bir sahneyle tüm dünyaya tanıtılabiliyor. İzlanda’nın Vík kasabası, Star Wars’un “Rogue One” filmiyle popülerleşti. Yeni Zelanda ise Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden bu yana hâlâ “Orta Dünya” olarak tanınıyor.</p>

<p id="ember56" style="text-align:justify">Bu trend sayesinde yalnızca büyük şehirler değil, kırsal bölgeler de ekonomik ve kültürel kalkınma yaşıyor. Ayrıca yerel işletmeler, restoranlar, müzeler ve rehberler için yeni bir gelir kapısı doğuyor.</p>

<p id="ember57" style="text-align:justify"><strong>Dijital Kültürle İç İçe</strong></p>

<p id="ember58" style="text-align:justify">Set-jetting’in yükselişinde sosyal medyanın rolü büyük. TikTok’ta ya da Instagram Reels’te bir dizi sahnesini birebir canlandıran yüz binlerce içerik üreticisi var. Artık gezginler, gezi planlarını dijitalde gördükleri içeriklere göre yapıyor.</p>

<p id="ember59" style="text-align:justify">Bu durum, turizm profesyonellerine de yeni fırsatlar sunuyor. Örneğin; set turizmi temalı özel turlar, QR kodla sahne anlatımı, AR teknolojisiyle canlandırmalar gibi dijitalle destekli deneyimler seyahat acentelerinin radarında.</p>

<p id="ember60" style="text-align:justify"><strong>Tur Operatörleri ve Destinasyon Pazarlamacıları İçin Fırsat</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p id="ember61" style="text-align:justify">Set-jetting, destinasyon pazarlaması açısından büyük potansiyel barındırıyor. Yerel yönetimler ve turizm ofisleri, çekim sonrası lokasyonları birer "deneyim alanı"na dönüştürerek ziyaretçi çekebilir. Türkiye’den örnek verecek olursak; <strong>Kapadokya’da çekilen dizi sahneleri</strong>, <strong>Mardin sokaklarında geçen tarihi dramalar</strong> veya <strong>Boğaz’daki yalılar</strong>, markalaştırılmış destinasyonlar haline getirilebilir.</p>

<p id="ember62" style="text-align:justify">Ayrıca oteller için de önemli bir ayrıştırıcı unsur olabilir. “Bu odada şu sahne çekildi” gibi detaylar, müşteri deneyimini zenginleştiriyor.</p>

<p id="ember63" style="text-align:justify"><strong>Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>

<p id="ember64" style="text-align:justify">Ancak set-jetting’in olumsuz yanları da yok değil. Aşırı turist akını, doğal dokuya ve yerel halkın yaşamına zarar verebilir. Dubrovnik bu konuda bir örnek; aşırı kalabalık nedeniyle UNESCO’nun uyarı aldığı biliniyor. Bu nedenle, sürdürülebilir turizm anlayışı içinde set-jetting faaliyetlerinin düzenlenmesi şart.</p>

<p id="ember65" style="text-align:justify"><strong>Geleceğe Bakış</strong></p>

<p id="ember66" style="text-align:justify">Yapay zeka, sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik gibi teknolojilerle desteklenen set turizmi deneyimlerinin artacağı öngörülüyor. Hatta bazı şehirler, dizi çekimlerini bu motivasyonla teşvik ederek kültürel diplomasi stratejisi olarak da kullanıyor.</p>

<p id="ember67" style="text-align:justify">Set-jetting, yalnızca bir trend değil; görsel kültürün, seyahat alışkanlıklarının ve sosyal medyanın kesişim noktasında doğmuş güçlü bir kavram. Doğru yönetildiğinde, hem turizm gelirini artıran hem de kültürel etkileşimi besleyen bir köprü olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/yeni-nesil-turizmin-yukselen-trendi-set-jetting</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Oct 2025 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2025/10/1746858372456.png" type="image/jpeg" length="26132"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnan Kıraç'ın evliliğinin iptali için açılan davada karar]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/inan-kiracin-evliliginin-iptali-icin-acilan-davada-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/inan-kiracin-evliliginin-iptali-icin-acilan-davada-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kıraça Holding Yönetim Kurulu Başkanı İnan Kıraç ile Emine Alangoya’nın 2024’ün sonlarında gizlice kıydıkları nikah İstanbul Anadolu 18. Aile Mahkemesi, açılan dava sonucunda iptal edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İş insanı İnan Kıraç'ın kızı İpek Kıraç, 20 Aralık 2024'te Emine Alangoya ile evlenen babasının fiili ehliyetinin yerinde olmadığını iddia ederek evliliğin iptali istemiyle Anadolu 18. Aile Mahkemesi’nde dava açtı.</p>

<p><strong>NÖROLOJİK TEST YAPILDI</strong></p>

<p>Mahkeme, dava kapsamında İnan Kıraç'ın fiili ehliyetinin yerinde olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmesine karar verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adli Tıp Kurumu’na giden İnan Kıraç, Adli Tıp 10. İhtisas Kurulu’nda heyet karşısına çıktı. Heyet, İnan Kıraç’a bir dizi nörolojik test yaptı.</p>

<p><strong>FİİLİ EHLİYETİ KALDIRILDI</strong></p>

<p>İnan Kıraç ile ilgili hazırlanan rapor mahkemeye gönderildi.</p>

<p>Raporda, İnan Kıraç’ın fiili ehliyetinin yerinde olmadığının ve vasi tayin edilmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine Anadolu 18. Aile Mahkemesi, İnan Kıraç’ın fiili ehliyetinin kaldırılmasına karar vererek, Avukat Atakan Yılmaz ve Avukat Mert Öztekin’i geçici vasi olarak atadı.</p>

<p><strong>TEDBİR ŞERHİ KONULDU</strong></p>

<p>Mahkeme ayrıca, İnan Kıraç hakkında bir dizi tedbir kararı da alarak, Kıraç’a ait taşınırlar ile banka hesaplarının yanı sıra şirketlerdeki hisseleri ile varsa fon ve hisse senetlerine de vesayet tedbir şerhi konulmasına karar verdi.</p>

<p><strong>EVLİLİK İPTAL EDİLDİ</strong></p>

<p>Ekol TV muhabiri Elyesa Karatepe'nin haberine göre, Anadolu 18. Aile Mahkemesi’nde görülen ‘Evlenmenin iptali’ davasının karar duruşmasına, taraf avukatları katılıdı. Yaklaşık 1 saat süren 5. duruşmanın ardından mahkeme kararını açıkladı.</p>

<p>Mahkeme, Kıraç'ın evlilik tarihinde hukuki ve fiili ehliyetinin olmadığı gerekçesiyle evliliğin iptaline hükmetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/inan-kiracin-evliliginin-iptali-icin-acilan-davada-karar</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Jul 2025 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2025/07/40jpg-e-kn-u-c-sf0-u-kk-bgidl-zva8-q.webp" type="image/jpeg" length="50745"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Noel Baba mı Nasrettin Hoca mı? Kültürel çatışma mı zenginlik mi?]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/noel-baba-mi-nasrettin-hoca-mi-kulturel-catisma-mi-zenginlik-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/noel-baba-mi-nasrettin-hoca-mi-kulturel-catisma-mi-zenginlik-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nasrettin Hoca ve Noel Baba gibi figürlerin bir arada barınabileceği bir toplum, kültürel çeşitliliği kucaklayan ve farklılıkları öğrenme fırsatı olarak gören bir anlayışı temsil eder.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><strong><em>İNCELEME: ALİ EREN DEMİR</em></strong></span></p>

<p style="text-align:justify">Müslüman toplulukların Noel gibi Batı kökenli bir geleneğe tepki göstermesi, kimlik inşası ve korunma çabasının, kültürel sınırları ötekileştirme yoluyla belirginleştirmenin, modernleşme ve küreselleşme süreçlerine karşı geleneksel değerlere bağlılığı sürdürme isteğinin bir kesişimi olarak değerlendirilebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Noel, Hristiyanlık ve Batı kültürüyle ilişkilendirildiği için bazı kesimlerce kimliksel bir tehdit olarak algılanırken, <strong>“bizim Nasrettin Hoca’mız var”</strong> söylemi, kolektif aidiyet hissini güçlendirme ve Batı’nın “yumuşak gücü”ne karşı bir sınır çizme refleksi olarak ortaya çıkar.</p>

<p style="text-align:justify">Küreselleşme ile Batı kültürünün evrenselleşmiş sembollerinin ticarileşmesi, bazı toplumlarda kendi hikayelerinin ve kahramanlarının önemsizleştiği hissini pekiştirerek modernleşme sürecine karşı bir direnç doğurur. Aynı zamanda, ideolojik ve politik motivasyonlar da bu tutumları şekillendirir; <strong>Noel Baba,</strong> yalnızca bir dini figür değil, Batı’nın kültürel yayılmacılığına karşı politik bir “öteki” olarak konumlanabilir. Bu tepkilerin altında nostaljik bir özlem ve geleneksel değerlere bağlılığı koruma arzusu yer alsa da, aynı zamanda değişime direnç gösteren ve kültürel çeşitliliğe kapanma eğilimi taşıyan bir anlayışa işaret eder. Sosyolojik olarak bu tür tepkiler, kimlik mücadelesi, güç dinamikleri ve toplumsal korkular çerçevesinde ele alınmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Noel Baba</strong> gibi sembollere karşı gösterilen tepkilerin duygusal boyutunda, toplumsal kaygılar ve nostaljik bir geçmiş özlemi önemli bir yer tutar. Geleneksel değerlerin modernleşme ve küreselleşme süreçlerinde kaybolacağı korkusu, bireylerde kimliklerine ve kültürel köklerine daha sıkı sarılma refleksi doğurur. Bu tepki, yalnızca bir reddetme ya da dışlama eylemi değil, aynı zamanda bir korunma ve kendini güvende hissetme arzusunun bir yansımasıdır. Kendi hikayelerine ve kahramanlarına yönelen bu duygusal bağlılık, köklerden kopma hissiyle baş etme çabasıdır. Aynı zamanda, çocukluk anılarına, geçmişteki toplumsal birlikteliklere ve aidiyet duygusuna duyulan bir özlem, bu sembollere karşı gösterilen güçlü duygusal tepkilerde etkili olur. Bu bağlamda, Noel Baba gibi evrenselleşmiş figürlerin toplumsal düzeyde bir tehdit olarak algılanması, duygusal düzeyde ise bir kaygı ve yitim korkusuna dayanmaktadır.<br />
<br />
Kültürel semboller ve ritüeller, toplumların kimliklerini inşa ederken aynı zamanda diğer toplumlarla ilişkilerini de belirleyen önemli araçlardır. Bu bağlamda <strong>Noel Baba ve Nasrettin Hoca</strong> gibi figürlerin toplumlar arasındaki algılanış biçimleri, hem kültürel çatışmaları hem de uyumu anlamak için verimli bir analiz alanı sunar. Bir yanda Noel Baba’nın Batı dünyasında evrenselleşmiş bir figür olarak küresel bir sembole dönüşmesi, diğer yanda Nasrettin Hoca’nın yerel bir karakter olarak Doğu dünyasında mizah ve bilgelikle özdeşleşmesi, kültürel çeşitlilik ve etkileşim açısından çarpıcı karşıtlıklar ve potansiyeller barındırır. Ancak bu iki figürün bir arada var olma ihtimalini reddeden keskin tepkiler, sosyolojik açıdan kimlik koruma çabaları, kültürel sınırlar ve modernleşme süreçlerinin karmaşık dinamikleriyle ilişkilidir.<br />
<br />
Kimlik inşası, bireylerin ve toplumların kendilerini tanımlama ve sınırlarını belirleme çabalarının bir sonucudur. <strong>Noel Baba</strong>, Batı Hristiyan kültürünün bir parçası olarak algılanırken, <strong>Nasrettin Hoca</strong> Doğu’ya özgü mizahi ve ahlaki değerleri temsil eder. Bazı Müslüman topluluklar için Noel Baba, Batı’nın kültürel hegemonyasını sembolize eden bir unsur olarak görülür ve bu nedenle tehdit olarak algılanabilir. Bu durum, kimlik koruma refleksiyle şekillenen bir savunma mekanizmasıdır. <strong>“Bizim Nasrettin Hoca’mız var, Noel Baba bize ait değil” </strong>gibi söylemler, bir yandan kolektif aidiyet hissini güçlendirirken, diğer yandan Batı’ya karşı mesafeli bir duruş sergiler. Ancak bu bakış açısı, farklı kültürel unsurların bir arada barınabileceği bir yaklaşımı dışlar ve kültürel etkileşimi sınırlayabilir.<br />
<br />
Kültürel sınırların korunması, toplumsal düzeyde bir güvenlik arayışının yansımasıdır. Toplumlar, kendi kültürel değerlerini, hikayelerini ve kahramanlarını birer kimlik sembolü olarak görür. Noel Baba, Batı dünyasının ticarileştirilmiş bir figürü haline gelmiş olsa da, paylaşma ve yardımseverlik gibi evrensel değerlere hitap eder. Benzer şekilde, Nasrettin Hoca da yalnızca Türk-İslam dünyasına ait bir karakter değil, insanlık tarihinin ortak mizah anlayışına ve ahlaki derslerine dayanan bir figürdür. Ancak, bu figürlerin bir tehdit olarak algılanması, kültürel özgüven eksikliği ve ötekileştirme mekanizmasının bir sonucudur. Oysa ki farklı kültürlerin figürlerini bir arada sevebilmek, bir toplumun hem kendi değerlerini koruyabileceğini hem de diğer kültürlere saygı duyabileceğini göstermesi açısından önemlidir.<br />
<br />
Modernleşme ve küreselleşme süreçleri, bu tür çatışmaları daha da belirgin hale getirmiştir. Noel Baba’nın dünya genelinde popülerleşmesi, küreselleşmenin kültürel sınırları bulanıklaştırıcı etkisinin bir örneğidir. Modern iletişim araçları ve ticaret yollarıyla<strong> Noel Baba,</strong> artık yalnızca Batı’nın değil, küresel tüketim kültürünün bir parçasıdır. Bu durum, bazı toplumlarda kültürel değerlerin asimile olacağı veya zayıflayacağı endişesini doğurur. Ancak modernleşme, geleneksel olanı tamamen ortadan kaldırmak zorunda değildir. <strong>Nasrettin Hoca</strong> gibi yerel figürlerin hala güçlü bir şekilde var olması, modernleşme sürecinde geleneksel değerlerin yenilenerek devam edebileceğini kanıtlar.<br />
<br />
Bu bağlamda Batılı toplumların tutumu, farklı bir perspektif sunar. Noel Baba’nın Batı’daki popülerliği, Nasrettin Hoca gibi figürlere karşı bir düşmanlık yaratmaz. Batılı bir aile, çocuklarına “Keloğlan masalı dinlemeyeceksin” ya da “Nasrettin Hoca fıkrası öğrenme” gibi bir yasak koymaz. Bu durum, kültürel çeşitliliği tehdit olarak görmeyen ve farklı unsurları bir arada barındırmayı mümkün kılan bir anlayışın göstergesidir. Oysa bazı Doğu toplumlarında, Noel Baba’ya yönelik eleştiriler, kendi değerlerini koruma refleksiyle birleşerek kültürel sınırların kapatılmasına yol açabilir. Bu karşılaştırma, kültürel özgüvenin ve farklı kültürlerle kurulan ilişkinin toplumsal yapılar üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyar.<br />
<br />
Kültürel figürler, yalnızca belirli toplumların mirası değil, aynı zamanda insanlığın ortak değerlerini yansıtan birer semboldür. Noel Baba ve Nasrettin Hoca, farklı tarihsel ve coğrafi bağlamlarda ortaya çıkmış olsa da, ikisi de evrensel temalara hitap eder: yardımlaşma, mizah, bilgelik ve hayal gücü. Bu figürleri bir arada sevebilmek, bireysel ve toplumsal düzeyde açık fikirli bir kültürel anlayışın mümkün olduğunu gösterir. Noel Baba’nın Batı’nın değil, küresel bir dünyanın figürüne dönüşmesi gibi, Nasrettin Hoca da yerel sınırların ötesine geçerek farklı toplumlarda değer bulabilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, kültürel figürlere yönelik tepkiler; kimlik inşası, modernleşme, küreselleşme ve kültürel özgüven eksikliği gibi faktörlerle şekillenir. Ancak bu tepkilerin ötesinde, kültürel sembollerin birer çatışma unsuru değil, bir zenginlik kaynağı olarak görülmesi mümkündür. <strong>Noel Baba ve Nasrettin Hoca</strong> gibi figürlerin bir arada barınabileceği bir toplum, kültürel çeşitliliği kucaklayan ve farklılıkları öğrenme fırsatı olarak gören bir anlayışı temsil eder. Bu, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde uyumun, barışın ve yaratıcı bir kültürel etkileşimin anahtarıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/noel-baba-mi-nasrettin-hoca-mi-kulturel-catisma-mi-zenginlik-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Dec 2024 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/12/whatsapp-image-2024-12-20-at-141228.jpeg" type="image/jpeg" length="97007"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Oğuz Atay'la Birlikte Tutunamayanlar]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/oguz-atayla-birlikte-tutunamayanlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/oguz-atayla-birlikte-tutunamayanlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okumanın okulda bile marjinal kaldığı bir toplumda, yedi yüz küsür sayfalık kitabın altına girmek halter şampiyonlarına yakışırdı ve “oku büyük adam ol” öğütleri böyle bir okumak değildi. Yine de seni okumak, kitabını koltuk altında dolaştırmak çok havalıydı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><em><span style="color:#c0392b"><strong>YAZI: RIZA CAN AŞIK</strong></span></em></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sadece sen miydin tutunamayan Oğuz Atay?</strong></p>

<p style="text-align:justify">Seninle içine sığmakta güçlük çektiğim okul sıralarında tanışmıştık, matematik formülleriyle, muhtelif derslere ait küçük kopya notlarıyla, âşıkların aşklarının adını yazdıkları temizlik düşkünü hocalarımızın utanç verici bulduğu metruk ahşap sıralarda… Tabii arkadaşlarım gibi bende ilk okumamda yenik düştüm tuğla gibi kitabının sayfalarına.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Okumanın okulda bile marjinal kaldığı bir toplumda,</strong> yedi yüz küsür sayfalık kitabın altına girmek halter şampiyonlarına yakışırdı ve “oku büyük adam ol” öğütleri böyle bir okumak değildi! -Yine de seni okumak, kitabını koltuk altında dolaştırmak çok havalıydı-</p>

<p style="text-align:justify">Bir yetişkinin son derece sıradan bulacağı, fakat ödev bilinci yeni yeni oluşmaya başlayan bir çocuğun dünyası için muteber olan derslerini yap başka zaman okursun (!) uyarılarına rağmen seni okumaya başladım. Zira böyle bir macera derslerimi aksatabilir çözeceğim test kitaplarını ihmal etmeme sebep olabilirdi. Bu benim için bir müfredata ve sisteme çocuk yaşta baş kaldırmam, itiraz kültürüne sığınmam anlamına gelmekteydi. Oysa önümde tek büyük bir hedef vardı ve bu hedefi ben koymamıştım. Bu ise üniversiteyi kazanmaktı!</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Üniversiteyi kazansam ne olur?</strong></p>

<p style="text-align:justify">- ‘hiç’</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kazanmasam ne olur?</strong></p>

<p style="text-align:justify">-yine ‘hiç’.</p>

<p style="text-align:justify">Hiç olmazsa adam oldun derler, yakamı rahat bırakırlardı.</p>

<p style="text-align:justify">Üniversiteyi hangi düşünceyle kazanacaktım bilmiyordum. Ben yine de kapağını açtım tam tamına iki yüz elli sayfanı yarım yamalak bilmediğim kelimelerin eşliğinde okudum ve pes ettim, kondisyonum yetmedi. Yarışı yarısında bıraktım.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Tutunamayanlara ilk tutunma teşebbüsüm başarısızlıkla sonuçlanmıştı.</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ezilmiştim ancak bu mağlubiyet bana hayatımın en büyük galibiyetini getirdi. Kitaplara olan iştahım kabarmış; okumak nedensiz bir şekilde anlamlı gelmeye başlamıştı. Artık okul bitimi zil çalar çalmaz -cuma günleri istiklal marşı biter bitmez- çantamı kaptığım gibi yolum kitapçılara düşmekteydi. Koca şehrin birkaç kitapçısı eski bir iş hanının bodrum katına sığınmıştı. Legal ama halkın kerih gördüğü bazı işler gibi kitapçılar da göz önünde olmazdı, olamazdı. Bilardo salonları, atari salonları ve tütüncüler hep böyle hizbe yerlere saklanırdı. Kitapçılar neden buralardaydı, dar ve dargın havsalam pek almazdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Yazar bilmem yayınevi bilmem, cehaletimin parmak uçlarıma kadar sindiği bütün korkumla titreye titreye kitapçı dükkânına girdiğim ilk günü dün gibi hatırlıyorum. -Neyse ki asık yüzlü bir sahafa denk gelmemişim belki o gün biterdi bu aşk- Kapıdan girince hemen sağda kitapların ardında kalmış masasında elindekilerle meşgul sahaf efendi beni ilk kez görmenin şaşkınlığıyla hafifçe selamıma karşılık verdi. -Belki de lise kravatlı bir genci nadiren görmenin şaşkınlığıydı bakışlarındaki- Böyle yerlerin müşterilerinin simaları unutulmayacağından ilk kez geldiğimi anladığı bakışlarından belliydi.</p>

<p style="text-align:justify">Sesim ise heyecanımdan istediğim tonda tam çıkmamıştı: Kitaplara bakabilir miyim? Nazikçe olurunu aldım ve bir nebze rahatlayıp başka bir âlemde ilk adımlarımı atmaya başladım. <strong>Yasak elmayı yiyen Âdem peygamberin</strong> dünyaya kovuluşu gibi yabancı ve muamma bir âlemin içerisindeydim. Gerçekten okumanında toplum için yasak bir elma yemek olduğunu sonradan anladım.</p>

<p style="text-align:justify">Birbirinden farklı raflar, yabancısıysanız size dağınık gibi gelen eski yeni muhtelif konularda kitapların misafir oldukları birçok satanlar bölümünden belliydi. Demek çok satmayanlar da varmış, bunlar dükkânın uzun yıllar misafiri oluyorlardı.</p>

<p style="text-align:justify">Tutunamayanlar gibi satmayanlar, okunmayanlar bunun örneklerinden biriydi. Bir de dikkatimi dükkânın solunda rafların üzerinde yaklaşık bir düzine yaşlı insanın çerçeveletilmiş fotoğrafı çekmişti. Bu kişiler en çok kitap satın alan müşterilermiş. Kendimi hemen onların arasında hayal ettim. <strong>Ben onlardan olmalıydım, ne güzel kariyer hayali!</strong> Hem tutunamayan hem atanamayan olacaktım.</p>

<p style="text-align:justify">Bu kitapçı ziyaretlerimi Selim’e özenip aldığım kitaplar izledi. Aldığım kitapların çoğu hiç okunmadan bir yığın zahmetle oluşturduğum raflarımda durdu. Buhranlı zamanlarımda, anlamsızlığımın bedenimi sardığı vakitlerde birden hepsini okuyup bitirme ateşi içimde yanardı. Böyle hırsla elime aldığım kitapların beş on sayfasını okuduktan sonra içim bir balon gibi söner, hepsini yüzüstü bırakırdım; ama onlar beni hiç yüzüstü bırakmazdı ve onlara geri dönmemi limanların gemileri beklemesi gibi beklerdiler. Ben <strong>vefasız bir koca gibi </strong>ara sıra onları mıncıklar, sokağın şehvetine kendimi kaptırdığımda yüzlerini unuturdum. Bu gelgitler bir süre devam etti.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sokak ve insanlar kötüydü sonunda yalnız kitaplara sığındım. </strong>Onların şefkatli sayfalarına tamamen teslim oldum. Yalnız kalmayı öğrendim. Yalnız kalmayı bilince, yerlerde sürünmemeye başladım. İnsanlığın en yüce ve seçkin kişileriyle bir arada sohbet eder, bilinmez dünyaların birinden diğerine seyahat ederdim. Okumak ve düşünmek bir dünya yaratmaktı her şeyden önce. İç dünyamı küçük tuğlalarla inşa etmeye başlamıştım, her kitap özenle sıvanmış hizayla dizilmiş tuğlalarımdı. Düşünmek ise bu tuğlaların harcı olmuştu. Hiç okumazken ne çok bildiğimi öğretti kitaplar bana. Sessizdiler ama kafamda çok büyük gürültüler çıkardılar.</p>

<p style="text-align:justify">Selim, Turgut, Günseli, Metin, Süleyman ve sen Oğuz Atay. Dokuzuncu kez kitabını okurken dile döküyorum bu satırları. Yaşarken unutulduğunu söylemiştin, seni hatırlayan binlerce okurundan birisiyim sadece.</p>

<p style="text-align:justify">Kitapların, kütüphanemin hala en güzel yerinde duruyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Birlikte tutunamayalım.</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/oguz-atayla-birlikte-tutunamayanlar</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Dec 2024 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/12/meral-meri-hayata-tutunamayan-harfleriyilesememek-dunya-peoplehuman-insan-edebiyatduz-yazi.webp" type="image/jpeg" length="83888"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Google Algoritmayı Güncelledi! Haber Sitelerinin Trafiği Çakıldı]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/google-algoritmayi-guncelledi-haber-sitelerinin-trafigi-cakildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/google-algoritmayi-guncelledi-haber-sitelerinin-trafigi-cakildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Google Haberler'in yeni algoritma güncellemeleri nedeniyle yayın devleri ve çok sayıda bağımsız internet haber sitesine yönelik trafiğin ciddi miktarlarda azaldığı belirtiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">İnterneti 'çöp' içeriklerden temizlemeyi amaçlayan bu güncellemeler, birçok haber kurumunun görünürlüğünde ciddi düşüşlere ve gelir kaybına neden oldu. Ancak yeni güncellemelerden kazançlı çıkan haber kurumları da var.</p>

<p style="text-align:justify">Son yıllarda arama motorundaki SEO içeriklere yönelik düzenleme sinyalleri veren Google, nihayetinde beklenen güncellemeleri 2024'te yoğun biçimde hayata geçirdi.</p>

<p style="text-align:justify">Öte yandan, interneti "çöp" içeriklerden temizlemeyi amaçlayan bu güncellemeler, birçok haber kurumunun görünürlüğünde ciddi düşüşlere ve gelir kaybına neden oldu. Ancak yeni güncellemelerden kazançlı çıkan haber kurumları da var.</p>

<p style="text-align:justify">Peki, Google'ın güncellemeleri ne anlama geliyor ve sektör bundan nasıl etkilendi?</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Çekirdek güncellemeler: Google algoritmaları nasıl çalışıyor?</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Google'ın algoritması son derecede karmaşık olduğu gibi nasıl çalıştığına dair kesin ayrıntılar kamuoyuyla paylaşılmıyor. Bunun yerine şirket, site sahiplerine Google Web Yöneticisi Yönergeleri'ne uyma ve orijinal içeriğe öncelik verme gibi bazı tavsiyelerde bulunuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Öte yandan internet, "arama motoru optimizasyonu" yani SEO olarak bilinen bir içerik üretim yöntemi tarafından domine ediliyor ve SEO ajanslarının ya da haber kurumlarının üst sıralarda görünmek için başvurduğu teknikler, kötüye kullanılabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bazı web siteleri Google'ın algoritmalarını "kandırmak" için tasarlanmış içerikler üretirken, okurların talebini göz önüne almak yerine internette üst sıralarda görünerek reklamlardan para kazanmayı önceliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bu da söz konusu sitelerdeki içeriklerin aslında çok az yararlı bilgi içermesiyle sonuçlanıyor. Bu sitelerde genellikle yayıncılara para kazandıran bir dizi bağlantı ve reklamın yanı sıra birbirini tekrar eden ama yeni veya özgün bir bilgi içermeyen metinler yer alıyor. Bu türden içeriklere çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin web sitelerinde veya haber kurumlarının dijital platformlarında rastlanabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Google bu türden spam içerikli sitelerin arama sonuçlarında üst sıralarda çıkmaması için son yıllarda ciddi bir çalışma içine girdi. 2022'de spam içerikleri ayıklamak için algoritmasına bir "Yardımcı İçerik Güncellemesi" ekleyen şirket, Eylül 2023'te bir sonraki güncellemeyi getirdi.</p>

<p style="text-align:justify">Güncelleme furyası bu yıl daha da derinleştirildi ve hızlandı. İlk olarak mart ayında bir çekirdek güncelleme yayınlayan Google, ağustos ve kasım aylarında iki yeni çekirdek güncellemeyle değişikliklere devam etti.</p>

<p style="text-align:justify">"Çekirdek" güncellemeler, Google'ın arama algoritmalarında ve sistemlerinde az sayıda yapılan önemli, kapsamlı değişikliklere deniyor. Bunlar, içeriğin nasıl değerlendirildiği ve sıralandığını yeniden tasarlama ve genel arama deneyimini iyileştirme amacıyla yayınlanıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Öte yandan, Google'daki görünürlük endeksinin bir sitenin tüm trafiğinin endeksi olmadığını belirtmekte fayda var. Siteler Google dışında sosyal medya ortamlarından da trafik alabiliyor. Ancak Google'daki arama sonuçlarında üst sıralarda olmak birçok haber sitesine gelen trafiğin önemli bir kısmını oluşturuyor. Aynı zamanda Google reklamlardan para kazanan siteler için de bu görünürlük çok önemli.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Depremi başlatan mart güncellemeleri</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Mart ayında Google bir spam güncellemesiyle birlikte çekirdek güncellemesi de yayınladı. Bunların tamamlanarak sisteme dahil edilmesi bir aydan fazla sürdü. Bunların SEO'nun kötüye kullanımı ve yapay zekayla oluşturulan içerikleri hedef aldığı söyleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Şirket, marttaki değişikliklerin ardından arama sonuçlarında düşük kaliteli, orijinal olmayan içeriğin yüzde 45 oranında azaldığını ileri sürüyor.</p>

<p style="text-align:justify">Güncellemelerin tamamlanmasının ardından birkaç gün içinde çeşitli sektör ve alanlardaki web siteleri olumsuz etkiler bildirmeye başladı. Öte yandan bunların önemli bir kısmının arama sonuçlarında üst sıralara çıkmak için manipülatif taktikler kullanan siteler olduğu düşünülüyor.</p>

<p style="text-align:justify">Orginality.ai tarafından yürütülen bir araştırmada, ilk güncelleme dalgasından olumsuz etkilenen bazı siteler incelenmiş ve şu bulgulara ulaşılmıştı: "Sitelerin yüzde 50'sinin gönderilerinin yüzde 90 ila 100'ü yapay zeka tarafından oluşturulmuştu."</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Önde gelen yayıncılar kötü etkilendi</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Öte yandan olumsuz etkilenenler arasında prestijli haber kurumları da yer aldı. Bu kurumların görünürlüğünün azalması Google'ın güncellemelerinin sorgulanmasına ve sektörden daha fazla şeffaflık talebinin yükselmesine yol açtı.</p>

<p style="text-align:justify">Örneğin İngiltere'nin önde gelen yayıncılarından BBC, görünürlükte en büyük düşüşleri gören siteler arasındaydı. Arama motoru veri tabanı Sistrix'in analizine göre marttaki güncellemelerin yayımlanmasının ardından yaklaşık altı hafta sonra BBC'nin görünürlük puanı 24,7'den 15,4'e düştü. Bu da sitenin görünürlüğünün yüzde 37'sini kaybettiği anlamına geliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Film ve dizilere dair haberlerin ve incelemelerin yer aldığı Kanada merkezli popüler kültür sitesi Screentrant ise görünürlüğünün yüzde 40'ını kaybetti.</p>

<p style="text-align:justify">Görünürlüklerinde büyük oranda düşüş yaşayan diğer köklü yayıncılar arasında Evening Standard (yüzde 32 düşüş), LBC (yüzde 30), Daily Record (yüzde 24) ve The New York Times (yüzde 8) da var.</p>

<p style="text-align:justify">Ayrıca İngiliz bağımsız yayıncılar The Independent (yüzde 16 düşüş) ve The Guardian (yüzde 10 düşüş) da önemli oranda görünürlük kaybetti.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Türkiye'de de durum benzer</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Gazete Duvar’da yazan gazeteci Bahadır Özgür, internet üzerinden yayın yapan medya kuruluşlarının okur trafiğinin %60-%80 oranında düştüğünü belirtti. Özgür, bunun reklam gelirindeki düşüşe de yansıdığına dikkat çekerek “muhalif medyayı 2025’te zor günler bekliyor” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Bahadır Özgür’ün bu tweetini alıntılayan gazeteci Sibel Yükler de çalıştığı T24’teki durumdan yola çıkarak bağımsız haber yapan sitelerin iflas tehlikesine dikkat çekti.</p>

<p style="text-align:justify">BirGün Gazetesi Web yayın koordinatörü Uğur Koç da konuyla ilgili:</p>

<p style="text-align:justify">“Yaklaşık 1 ay önce Google Keşfet ve Google News trafiği adeta sıfırlandı. Şu anda her iki platformda da bağımsız medya kuruluşları neredeyse hiç gösterilmiyor. Kamuoyunun haber alma hakkı baltalanırken bağımsız medya kuruluşlarının varlığı da tehdit altında.” ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify">Yaşanan süreci sansür olarak nitelendiren Halk TV yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu ise izleyici trafiğinin neden düştüğüne ilişkin açıklama yapılmadığından şikayet etti.</p>

<p style="text-align:justify">Google ise mart güncellemelerinin, "aramalardaki spam ve düşük kaliteli içerik" sorununu ele almak ve "arama motorları için oluşturulan içeriği azaltmak" amacıyla tasarlandığını dile getiriyor.</p>

<p style="text-align:justify">Sıralama düşüşlerinden kurtulma mücadelesinin ise garantili bir sonucu yok. Şirket, güncellemeden etkilenen siteler için kurtarma işleminin, sistemlerinin öğrenmesi ve iyileştirmeleri doğrulaması gerekliliği nedeniyle zaman alabileceğini, hatta aylar sürebileceğini dile getiriyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Bağımsız yayıncıları kötü etkiledi</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Köklü gazetelerin görünürlük düşüşü daha çok gündem olsa da asıl büyük etkiyi bağımsız ve yerel yayıncılar gördü. Zira bu sitelerin görünürlüğü halihazırda düşük olduğundan, puanlardaki küçük değişiklikler bile nispeten büyük bir etkiye sahip olabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Ev ürünlerini değerlendiren ve ev yaşamı hakkında makaleler yayınlayan HouseFresh de bunlardan biri. Bağımsız yayıncı, Google'ın "sevdiğini" söylediği türden orijinal içerikler ürettiğini savunuyor. Ancak Eylül 2023'ten beri sitenin görünürlüğü o kadar düştü ki şirket iflasın eşiğine geldi.</p>

<p style="text-align:justify">Sitenin sahibi Gisele Navarro, BBC'ye yaptığı açıklamada, "Kesinlikle ezildik. Son birkaç haftadır HouseFresh ekibinin çoğunu işten çıkarmak zorunda kaldık. Durum değişmezse web sitesi mahvolmaya mahkûm," dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Google'ın bir sözcüsü ise yine BBC'ye yaptığı açıklamada, şirketin titiz testler yaptığını ve arama sonuçlarında yalnızca kullanıcılar için faydalı olacak değişiklikler başlattığını dile getirdi.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Güncellemenin kazananları: Forumlar</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Press Gazette'nin İngiltere'deki Google News sıralaması üzerine yaptığı bir inceleme, en iyi 50 yayıncı içinde sıralanan gazetelerden 15'i hariç hepsinin görünürlük puanlarında düşüşler olduğu sonucuna varıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Güncellemelerden fayda sağlayan azınlığın başında Future'ın teknoloji sitesi Tech Radar'ı geliyor. Site görünürlük oranını yüzde 45 artırdı. Onu yüzde 40 ile The Week seyrediyor.</p>

<p style="text-align:justify">Diğer kazananlar arasında görünürlüğünü yüzde 15 artıran Birmingham Mail'i ve yüzde 10 artışla Express yer alıyor. Mirror, Forbes ve Bloomberg gibi sitelerde de mütevazı kazanımlar olduğu göze çarpıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Öte yandan, değişikliklerden en büyük kazanımları elde eden kullanıcıların başlıklar açıp gönderiler girebildiği internet forumları oldu. Sistrix verileri özellikle Reddit'in 2023'ten bu yana ciddi oranda büyüdüğünü bildirdi.</p>

<p style="text-align:justify">SEO uzmanı Lily Ray, X hesabından paylaştığı bir gönderide, "Bana göre bu, 2024'te SEO'daki en büyük değişiklikti. Sitenizde bir forum yoksa rekabet etmek çok zor," dedi.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Ağustostaki ikinci güncelleme baskıyı artırdı</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Ağustos ayında gelen, yılın ikinci çekirdek güncellemesi de arama sonuçlarının kalitesini, yalnızca aramada iyi performans gösterme amacıyla oluşturulmuş içerik yerine gerçekten yararlı içeriğe öncelik vererek iyileştirmek amacıyla tasarlandı. Güncelleme 3 Eylül'de kullanıma sunuldu.</p>

<p style="text-align:justify">Google, blogunda yaptığı resmi duyuruda, mart ayındaki temel güncellemenin yayınlanmasından bu yana içerik üreticilerinin geri bildirimlerini dikkate alarak yeni değişikliklere dahil ettiklerini belirtti. Bu güncelleme ABD'li yayıncıları da ciddi etkiledi.</p>

<p style="text-align:justify">ABD'de sıralama değişikliklerinin güzellik ve fitness alanındaki web siteleri için belirgin olduğu görüldü. Buna karşın sağlık, bilim, hukuk ve hükümet kategorilerinde daha az oynaklık vardı. İngiltere'de ve Avrupa'nın çoğunda ABD'ye kıyasla daha az dalgalanma oldu.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Bu yılki son temel değişiklik: Kasım çekirdek güncellemesi</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Google şimdilerde yine arama sıralamalarını etkileyebilecek Kasım 2024 çekirdek güncellemesini yayınlıyor. Bu güncellemenin daha çok Play Store gibi hizmetleri etkileyeceği söylense de arama motoru görüntülemelerinde de yeni bir etki dalgası yaratabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu, Google'ın yıl boyunca yaptığı algoritmik değişikliklerin ardından 2024 için onayladığı son temel güncelleme.</p>

<p style="text-align:justify">Şirketin X hesabından duyurulan güncelleme için, "Bugün Kasım 2024 çekirdek güncellemesini yayınladık. Yakın gelecekte bunu sıralama sürüm geçmişi sayfamıza ekleyeceğiz ve dağıtım tamamlandığında güncelleyeceğiz," ifadeleri yer aldı.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>'Parazit SEO' içeriği</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Ağustos ve kasım ayındaki son güncellemeler, Google'ın sitelerin odak noktasıyla pek ilgisi olmayan ama Google sıralamasını suistimal eden "parazit SEO" içeriklerine odaklanmasının ürünü.</p>

<p style="text-align:justify">Parazit SEO içeriğine örnek olarak, web sitelerinde platformun içeriğiyle alakası olmayan bağlantıların yer alması gösterilebilir. Web siteleri bu tür bağlantı ve içeriklere neden yer verildiği sorulduğunda "bunları kendilerinin üretmediklerini" söylüyor. Zira bunları sitelerin anlaştığı pazarlama şirketleri oluşturuyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Birçok kurum milyonlarca dolar kaybetti</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Sistrix verilerine göre, Forbes, Wall Street Journal, CNN, Fortune ve Time gazetelerinin bağlı olduğu şirketlerin online pazar hizmetleri, üçüncü taraf pazarlama firmalarının faaliyetleri nedeniyle son aylarda arama görünürlüğünü önemli ölçüde kaybetti.</p>

<p style="text-align:justify">Kaybedilen trafiğin toplam değerinin en az 7,5 milyon dolar olduğu belirtiliyor.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Temmuz ayında başladı</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Adweek'e konuşan arama motoru uzmanı Glenn Gabe'e göre, arama sonuçlarında parazit SEO'yla bağlantılı görünürlük düşüşleri ilk olarak temmuz ayında Time'ın bağlı olduğu kuruluş Time Stamped'ın arama sıralamalarında ilk kez düşüş yaşanmasıyla başladı.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Eylül ayı sonlarında diğer yayıncıların bağlı kuruluşlarının işletmeleri de benzer düşüşler yaşamaya başladı.</p>

<p style="text-align:justify">Sistrix'in Adweek için derlediği verilere göre, 12 Eylül ve 31 Ekim ​​arasında Forbes Advisor'da arama görünürlüğü yüzde 43, Wall Street Journal Buy-Side'da yüzde 77, CNN Underscored'da yüzde 63, Fortune Recommends'da yüzde 72 ve Time Stamped'da yüzde 97 oldu.</p>

<p style="text-align:justify">Öte yandan, bu düşüşler gazetelerin kendisini etkilemedi. Düşüşler en azından şimdilik bu yayıncıların bağlı kuruluşlarıyla sınırlı.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>'Kurumlarda editöre baskı var'</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Arama sıralamalarının son derece rekabetçi dünyasında görünürlükteki ufak düşüşler bile gelir üzerinde büyük etkilere sahip. Ve kurumlarının yöneticileri bu düşüşleri önemsiyor.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Forbes Advisor'daki eski çalışanlardan biri, Adweek'e yaptığı açıklamada, "SEO sıralamasında tek bir sıra bile kaybetsek, üst düzey yöneticiler editörümün peşine düşüyor," diyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bir Google sözcüsü Adweek'e şunları söyledi: "Üçüncü tarafların yalnızca aramada iyi sıralama elde etmek için bir sitenin itibarını istismar etmeye çalıştığı taktiklerle mücadele etmek için çalışıyoruz. Spam politikalarımızı yakın zamanda bu tür davranışları özel olarak hedefleyecek şekilde güncelledik."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/google-algoritmayi-guncelledi-haber-sitelerinin-trafigi-cakildi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Nov 2024 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/11/internet-haber-sitesi-nasil-kurulur.jpeg" type="image/jpeg" length="72906"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa'nın Özel Yapılarından Biri: Ali Haydar Apartmanı]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/bursada-ozel-yapilarindan-biri-ali-haydar-apartmani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/bursada-ozel-yapilarindan-biri-ali-haydar-apartmani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhuriyet Dönemi konut mimarisinin Bursa'daki örneklerinden biri olan Ali Haydar Apartmanı, şehrin en özel yapılarından biri.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Bursa Setbaşı'nda yer alan&nbsp;<strong>Ali Haydar Apartmanı</strong>, şehrin en özel yapılarından.&nbsp;<strong>Atatürk Caddesi</strong>'nin güneyinde bulunan konut, Cumhuriyet Dönemi konut mimarisinin Bursa'daki örneklerinden biridir.</p>

<p style="text-align:justify">Her katında dört konut bulunan beş katlı yapının Atatürk Caddesi'nden bir girişi vardır. Caddeden yapıya girildiğinde giriş holünü karşılayan merdiven bulunur. Merdivenden çıkıldıktan sonra yeni bir sahanlığa, oradan da birkaç basamaklı bir merdivenle galeri boşluğuna ulaşılmaktadır. Galeri boşluğunun son katta, binanın güneyindeki Hamam Sokak yönünde genişlediği ve böylelikle çatı ışıklarıyla iç mekana alınan gün ışığının arttırıldığı izlenmektedir. Aydınlık ve ferah bir galeri boşluğunun tasarlanmış olması, dönemin ortak mekan tasarım anlayışının önemli bir göstergesidir. Sözü edilen galeriden dört adet konuta ulaşılmaktadır. Mekanlara dağılım ve yemek yeke amaçlı kullanılan giriş holüne ek olarak konutta üç oda, mutfak, wc, banyo, sandık odası, kiler bulunmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Mehmet Gerçeksi</strong> bu apartmanın 1950’li yılların başında&nbsp;İhsan Gerçeksi (Ali Haydar Kitapçı'nın damadı)&nbsp; tarafından yaptırıldığını ancak mimarını bilmediğini söylemiştir.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><img height="594" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/11/whatsapp-image-2024-11-05-at-140215-1.jpeg" width="842" /></p>

<p style="text-align:justify">Taşıyıcı sistemi betonarme olan yapının giriş holünde mermer döşeme kaplaması üzerindeki motif, basamak ve sahanlıklardaki mermer işçiliğiyle mermer merdiven korkuluğu, kat sahanlığındaki motif, ahşap pposta kutuları, çatı işikliği ve galerili plan şeması yapıda dikkat çeken unsurlardır.</p>

<p style="text-align:justify">Günümüzde yapının alt ve üst katları ağırlıklı olarak ticari işlevli kullanılmaktadır. Yapı genel anlamda yıpranmamıştır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Apartmanda yaşamışların gözüyle</strong></p>

<p style="text-align:justify"><em>Diş Hekimi Erhan Sevimli:</em></p>

<p style="text-align:justify">1971’den 1983’e kadar Ali Haydar apartmanında oturduk ve çalıştık. Atatürk Caddesi’nde, Foto Yıldız’ın karşısındaydı. Bu apartmanın özelliği dairelerin hem konut hem de iş yeri olabilecek şekilde tasarlanmış olmasıydı. Muayenehanemizin giriş kapısı ayrı, konut bölümünün kapısı ayrıydı. İki odalı bir muayenehane oluşturduk orada. Böyle olması eşimin işine yaradı. Hastayla ilgilenirken bir yandan da ev işleri ve çocuklara da yakın olmuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Üst katta Çocuk Hastalıkları uzmanı <strong>Dr. Ali Altın</strong>’ın dairesi ve muayenehanesi vardı. Yan komşumuz İ<strong>ç Hastalıkları uzmanı Dr. Ali Haydar Tural </strong>idi. Onun karşısında Bulgaristan kökenli <strong>Dr. Zeliha İzbul </strong>vardı. Çok hanımefendi, ilerlemiş yaşına karşın kendine çok iyi bakan bir insandı. Bunlardan başka hekim arkadaşlar da vardı ki bu kadar çok hekimin olduğu yer pekala bir poliklinik izlenimi verebilirdi.</p>

<p style="text-align:justify">İkinci katta “aydınlık” denilen, tabanında cam tuğla bulunan sahanlık, bina yeterince ışık alsın diye o kadar geniş tutulmuştu ki büyük oğlum Ahmet bisiklete binmeyi orada öğrendi. Merdiven altı dediğimiz yerde<strong> Gündüz ve Gürbüz Akkök</strong> biraderlerin muhasebe bürosu vardı. Apartmanın en üst katında ev sahibimiz <strong>Kıymet-Armağan Gerçeksi </strong>otururdu. Armağan Bey Bursa’nın gazeteler baş bayisiydi. Girişin bir tarafı onun iş yeriydi. Gece yarısından başlayarak yoğun bir faaliyet olurdu. Gazete kamyonları caddeden atardı gazete paketlerini. Sabaha karşı atılan paketler acayip gürültü çıkarırdı. Paketleri alanlar ile atanlar arasında ve sabah bayilere göndermek üzere tevzi edenler arasında bağırış çağırış eksik olmazdı. İlk zamanlar rahatsız olduysak da sonradan alıştık.</p>

<p style="text-align:justify">Eski ama çok sağlam bir binaydı. Fakat kalorifer tesisatı yoktu. En altta bodrum katında depolar vardı. Her daire için bir depo. Orada kışın yakılacak odun kömür istiflenir, havalar soğuyunca da, günlük olarak ne kadar yakılacaksa o kadarı, lastikten, sağlam bir zembille dairelere taşınırdı. Sobayla ısınırdık yani.</p>

<p style="text-align:justify">Muayanahenade odun ya da kömür sobası olamayacağı için gaz sobası kullandık. Apartmanın giriş katında da poliklinik havasını tamamlayan eczane ve arka tarafında da çay ocağı vardı. Ocağı Hüseyin Efendi işletirdi.&nbsp; (<em>Koca Kafa</em>, Erhan Sevimli, s. 208-9'dan kısaltarak alınmıştır).</p>

<p style="text-align:justify"><img alt="Ali Haydar4" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/11/ali-haydar4.jpeg" / width="712" height="530"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><em>Ferit Elseven:</em></p>

<p style="text-align:justify">1960’lı yıllarda <strong>Ali Haydar Apartmanı’nda Bayan Terzisi Muhittin Ayça</strong>’nın kalfasıydım. Merdivenlerden çıkınca ikinci kattaydı yeri.&nbsp;O zaman apartmanda doktorlar vardı kiracı olarak. Doktor Ali Haydar vardı. Apartmanı onun zannediyorlardı. Aslında kitapçı Ali Haydar’ındı apartman. Dr. Zeliha İzbul da apartmanda kiracıydı.</p>

<p style="text-align:justify"><em>Mehmet Gerçeksi:</em></p>

<p style="text-align:justify">Apartmanın girişinde dip köşede son 10-15 yıla kadar bir çay ocağı vardı. Bu ocağı işleten<strong> İsmail Dinçer </strong>apartmanın inşaatında çalışmıştı. İsmail Dinçer uzun yıllar apartmandaki ve çevresindeki işyerlerine çay-kahve servisi yaptı. Kapıcı ise, yağlı güreş yapmış olan <strong>Hasan Pehlivan</strong> idi… Apartmanın her katında dörder daire vardı, ikisi Atatürk Caddesi’ne, ikisi arka taraftaki Hamam Sokak’a bakardı. Apartmanın ortasında boşluk vardır. Apartmandaki kiracılar arasında oyuncu <strong>Hande Ataizi’nin dedesi Ali Haydar Tural</strong> da vardı, Hande Ataizi çocukluğunu bu apartmanda geçirdi. Ayrıca <strong>çocuk doktoru Ali Altun</strong>, <strong>avukat Sırrı Köprülü</strong>, <strong>Bursaspor’un kurucularından Cemal Dik</strong>&nbsp;de apartmanın kiracıları arasındaydı.&nbsp;&nbsp;(Kaynak:&nbsp;<em>Bursa'daki Kitapçıların Son Yüzyılı</em>, Uğur Ozan Özen, Nilüfer Belediyesi yayını, 2021, s. 46-50)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ali Haydar Kitapçı kimdir?</strong></p>

<p style="text-align:justify">1879 yılında Kayhan Mahallesi’nde doğdu. Ailesi Ak Araplardan idi. 1899 yılında, Atatürk Heykeli’nin karşısına açtığı kitabevinde kitabın yanı sıra gazete, mecmua, Bursa kartpostalları sattı.&nbsp; Hacer Hanım ile evlendi. 1907 yılında Kızı Emine Hanım doğdu. Soyadı Kanunu çıkınca Kitapçı soyadını aldı. İşlerinin büyüdü, lakin dükkânı yıkılınca, 1950’li yıllarda kitabevi ve gazete-mecmua dağıtım işini iki ayrı yerde sürdürmeye başladı. Kitabevi Emek Apartmanı’na (şimdi yerinde Eser-Emre İş Merkezi var), dağıtım işi ise Ali Haydar Apartmanı’nın deposundan devam etti. Ali Haydar Kitapçı, 18 Mart 1947’de vefat etti. Ulu Cami’nde kılınan cenaze namazından sonra Emirsultan Mezarlığı’nda toprağa verildi. Damadı İhsan Gerçeksi, kayınpederinin işini sürdürdü. O’nun 6 Şubat 1967’de vefatından sonra yeğeni Armağan Gerçeksi bu sorumluluğu üstlendi. Kitabevi 1978 yılında kapanarak tarihe karıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bursa'da Kültür</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/bursada-ozel-yapilarindan-biri-ali-haydar-apartmani</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Nov 2024 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/11/whatsapp-image-2024-11-05-at-140215.jpeg" type="image/jpeg" length="58638"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de ilk banka soygunu Bursa'da yapıldı]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/turkiyede-ilk-banka-soygunu-bursada-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/turkiyede-ilk-banka-soygunu-bursada-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[31 Ekim 1932’de Osmanlı Bankası’nın Bursa şubesine asker kılığında giren 2 soyguncu, kasalardan birindeki 3 bin 400 lirayı alıp kaçtı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">1856’da İstanbul’da altı, İzmir’de dört kişiden ibaret mütevazı bir personel kadrosuyla faaliyetlerine başlayan <strong>Osmanlı Bankas</strong>ı, Anadolu kentlerindeki yapılanmasını 1863’te devlet bankası statüsü aldıktan sonra gerçekleştirir.&nbsp;1875’te Bursa'da şubesi açılır.&nbsp;<strong>Osmanlı Bankası Bursa Şubesi, </strong>1883 yılında kentin ticaret hayatının en önemli merkezi olan Sırmakeş (şimdiki Koza Hanı’nın) 44 ve 49 numaralı mağazalarında yer almaktaydı.</p>

<p style="text-align:justify"><img height="1200" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/6-1-1-jpg-1200-1200-false.jpg" width="660" /></p>

<h5 style="text-align:justify"><em>* Osmanlı Bankası Bursa Şubesi, 1930<br />
Salt Araştırma, Osmanlı Bankası Arşivi</em></h5>

<p>1880 yılı itibarıyla Bursa’da görev yapmış müdür, müdür yardımcısı, kasiyer ve diğer bazı çalışanların&nbsp;birkaç Müslüman dışında tamamına yakını gayrimüslim ya da yabancı uyrukluydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h5><em><img height="525" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/blog-4-5-jpg-1200-1200-false.jpg" width="1200" /></em></h5>

<h5 style="text-align:justify"><em>*Osmanlı Bankası Bursa Şubesi çalışanları, 1906<br />
Salt Araştırma, Osmanlı Bankası Arşivi</em></h5>

<p>Eylül 1984’te bina yıkılır.<span> </span>Yıkılan binanın arsasının bir kısmına Orhan Camii karşısındaki yer altı çarşısı, bir kısmına da meydana yapılan havuz denk gelir. O günden bugüne meydan aynı görünümünü korumaktadır.</p>

<p><img height="800" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/7-1-1-jpg-1200-1200-false.jpg" width="614" /></p>

<h5><em>*Alt katı Bursa Pazarı’na dönüştürülmüş banka binası<br />
Fotoğraf: Uğur Cavaç</em></h5>

<p style="text-align:justify"><strong>ŞOK SOYGUN...</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ülke tarihinin ilk banka soygunu Bursa'da yaşandı.</p>

<p style="text-align:justify">31 Ekim 1932’de Osmanlı Bankası’nın Bursa şubesine asker kılığında giren 2 soyguncu, kasalardan birindeki 3 bin 400 lirayı alıp kaçtı. İçinde 100 bin lira olan diğer kasa, memurlardan birinin uyanıklık edip “anahtarı Gemlik’e giden bir arkadaşımızın yanında” demesiyle kurtulmuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Ülke tarihinin ilk banka soygunu tüm Türkiye için büyük bir şoktu. Gazeteler olayı günlerce yazarken, soygunun “Amerikanvari” oluşunu özellikle vurguluyorlardı.</p>

<p style="text-align:justify"><img height="652" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/whatsapp-image-2024-10-31-at-122126.jpeg" width="315" /></p>

<p style="text-align:justify">2 soyguncu epey bir süre kaçmayı başardıktan sonra 10 Ocak 1937’de Bursa’nın İnegöl ilçesinde ele geçirildiler. 7’şer yıl hapis cezasına çarptırılan Ahmet ve Süleyman adlı soyguncuları, olay planlanırken birlikte oldukları ve son anda soyguna katılmaktan vazgeçen arkadaşları ihbar etmişti.&nbsp;11 Şubat 1937’de başlamış olan yargılama neticesi iki sanık 28 Haziran 1937’de yedişer yıl hapis cezasına çarptırılmışlardı.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İKİNCİ SOYGUN VAKASI</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bunun şoku bitmeden 7 ay sonrasında 1933'te Bursa-Orhaneli yolunda bir soygun daha yaşanır. Yedi kişilik soygun­cu çetesi, 3 Haziran 1933’te Bursa şehir merkezinden Orhaneli ilçesi­ne giden yolun 11. kilomet­resinde yedi saat süresince pu­su kurmuş ve kamyondan boz­ma bir otobüsün de içlerinde olduğu beş araçtaki 40 kişinin tüm kıymetli eşyalarını gasp etmişti.</p>

<p style="text-align:justify">Otobüste var olan ve Orhaneli’ye göreve giden jan­darma karakol komutanı Hak­kı ve er Nuri silahlarını çekin­ce soyguncular karşı ateş açıp ikisini de yaralar. Elinden ve omuzundan yaralanan Nuri kendini yolun kenarındaki kü­çük uçurumdan aşağı atıp ölü numarası uygulayarak kurtulur. Yaralı haldeki Hakkı ise başı­na nihayet bir kurşun daha sıkan bir soyguncu tarafınca öldü­rülür. Otobüs yolcularından Ali Ağa adlı köylünün sopay­la başına vurmuş olduğu bu soygun­cu sendeleyip yere düşer. Di­ğer çete elemanlarının üstüne ateş açmış olduğu Ali Ağa yaralanır, azca evvel başına sopayla vur­duğu soyguncu yerden kalkıp Ali Ağa’nın ağzına tam yedi el daha ateş eder. Ali Ağanın ölü­müne 12 yaşındaki oğlu da ta­nıklık etmiştir. Soygun haberi Bursa’ya sa­atler sonrasında ulaşır zira çete Orhaneli-Bursa telefon hattını da kesmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><img alt="Boynundan Zincirli Zanlilar" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/boynundan-zincirli-zanlilar.jpg" / width="734" height="423"></p>

<p style="text-align:justify">Soyguncular daha sonra Samsun'da yakalanır ve Bursa'ya getirilip mahkemeye çıkarılır. Mahkeme kararını Şubat 1934'te açıklar. 6 sanık idama, şoför Yusuf 3 sene hapis cezasına, yaşı 18'den küçük olan Osman ve Mehmet'in cezaları da 15 yıla çevrilir.</p>

<p style="text-align:justify">Mahkeme kararından 2 sene sonra 1936'da Heykel'de gece 01.00'de başlayan idamlar iki buçuk saat sürer. Mahkumların cesedi sabah 10'a kadar teşhir edilir.</p>

<p style="text-align:justify"><img height="497" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/whatsapp-image-2024-10-31-at-122311.jpeg" width="428" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Tarih'te Bugün Dergisi-Salt Blog</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/turkiyede-ilk-banka-soygunu-bursada-yapildi</guid>
      <pubDate>Thu, 31 Oct 2024 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/10/1-imhbur006-jpg-1200-920-false.jpg" type="image/jpeg" length="76651"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Biz Hiç Modern Olamadık]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/biz-hic-modern-olamadik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/biz-hic-modern-olamadik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bebeklerin, devletin kasasını boşaltmak adına ölüme bırakıldığı, kız çocukların ikiye bölünüp başının annesinin önüne atıldığı ve bir köyün organize şekilde tüm kötülükleri ile küçücük bir kızı yok ettiği ve faillerinin hala açığa çıkartılmadığı bir toplumda ve çağda nasıl modern olabiliriz?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><strong>İNCELEME: </strong>Arş. Gör. Dr.&nbsp;EMRE ELMAS, Doktorant FATİH BELGİ</span></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Biz hiç modern olduk mu ya da modern olmak zorunda mıydık?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu sorulara birkaç sayfada yanıt vermek ya da bunları hakkıyla tartışmak pek kolay görünmüyor, ancak bu tartışmayı tüm zorluklarına rağmen sürdürmekte kararlıyız.</p>

<p style="text-align:justify">Sosyal bilimlerin tarihine baktığımızda hem sosyal bilimlerin ortaya çıkış koşulu hem de bir bilim türü olarak sosyal bilimlerin devam etmesinin koşulu bu modern olma gerekliliğinde saklıdır. Nihayetinde sosyal bilimlerin ortaya çıkış noktası modern dönemdeki gelişmelerdir. Sosyal bilimler modern olmanın getirdiği bir şey olmasının yanında yukarıda sorduğumuz soruları cevaplamak adına da bizlere yardımcı olur, lakin biz burada doğrudan modernlik nedir ne değildir gibi bir tartışmaya girmeyeceğiz. Yukarıda sorduğumuz sorulara farklı örneklerle yanıt vermeye çalışacağız.</p>

<p style="text-align:justify">Batı tarihinde modern olma meselesindeki süreç şu şekilde ifade edilebilir: Tanrı’dan monarka (hükümdar) monarktan ise bireye giden Batılı “mucizevi” perspektif. İlk aşamada dünya düzenini tayin eden güç Tanrı olarak düşünülmüş. Daha sonraki süreçlerde Tanrının yeryüzündeki gölgesi olan monark bu gücü elinde tutmuş ve modern dönemle birlikte eşitlik, hak ilkeleri etrafında gelişen burjuva devrimi birey mefhumunu ön plana çıkarmış. Esasında bunlar (birey, eşitlik vb.) tarihsel yükü olan ve bir dünya görüşünü (weltanschauung) yansıtan kavramlardır. Bu “mucizevi” görüş dünyayı yeryüzü cenneti olarak tahayyül etmiş, modern olmakla yeryüzünü cennete dönüştürmek bir arada düşünülmüştür fakat bu tümüyle başarılı bir proje olmamakla birlikte kısmi başarıları olduğu da ileri sürülebilir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="color:#c0392b">Peki, modern olmanın tüm zamanlarda ve mekanlarda eşit düzeyde etkileri olmuştur diyebilir miyiz?</span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>Bebeklerin, devletin kasasını boşaltmak adına ölüme bırakıldığı, kız çocukların ikiye bölünüp başının annesinin önüne atıldığı ve bir köyün organize şekilde tüm kötülükleri ile küçücük bir kızı yok ettiği ve faillerinin hala açığa çıkartılmadığı bir toplumda ve çağda nasıl modern olabiliriz? Yani tüm bu yaşananların sınırında, tüm bunlarla birlikte nasıl aynı çağda olabiliriz?</strong></em></p>

<p style="text-align:justify">Latince modus kelimesinden gelen modern aslında “ölçü” demektir. Kelime zaman içerisinde modernus’a evrilmiş ve “şimdi” anlamına kavuşmuştur. Dolayısıyla modernus kelimesi “an-şu an” şeklinde ifade edilir. O halde şu an aynı zaman dilimi içerisinde yaşamamıza rağmen her birimizin modern olması ve aynı zeminde buluşması olanaklı mıdır?</p>

<p style="text-align:justify">Her birimizin tüm bunları yapanlarla aynı zamanda ve anda yaşaması yani modern olması olanaklı mıdır? Aynı zaman diliminde yaşamakla modern olmayı eş değer göremeyiz. Zira yukarıda yer verdiğimiz elem verici örnekler herkesin aynı çağda yaşamasına rağmen aynı zeminde buluşmadığının birer delilidir. Kuşkusuz bunların modern olmakla toplumsal gelişmişlik düzeyiyle hukuktan siyaset erkine kadar kurumsallaşma ile dolayısıyla tarihin meşum yüküyle bir bağlantısı olduğunu ileri sürebiliriz. Tanrı’dan monarka monarktan bireye geçen bu tarihsel yük, kuşkusuz tarihsel bir bakış açısını da kazanmayı zorunlu kılmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Karl Marx, </strong>insanların tarihin öznesi olduklarını ve tarihin verili olmadığını ileri sürdü ama insanların ancak belirli koşullar altında ve sınıfsal konumları çerçevesinde tarih yaptıklarını ekledi. O zaman şimdi de yaşamak ve modern olmak biraz da şimdiki koşulları gözden geçirmekten ve bireyselliğimizi kurmaktan geçmektedir. Yalnız hemen ironik bir durum peyda olmaktadır. Bir yandan birey olma arzusunu vaaz eden söylem diğer yandan bu arzuyu bireyin elinden alan koşulların söylemi bu yazıda üst üste binmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Birey koşulların sağladığı ölçüde bireydir. </strong>O halde Batı bireycilik fikriyle beraber çağdaş olduysa biraz da tarihin akışı bu yönde seyrettiği için modern oldu. Bu noktada burjuva ve endüstri devriminin tarihine bakılabilir. Dolayısıyla birey dışı faktörlerin de etkisiyle bunlardoğdu. Yurttaşlık, eşitlik, birey gibi kavramların arka planında Batı’da cereyan eden tarihsel gelişmeler vardır. Dolayısıyla Batılı insan bu gelişmelerin sonucunda çağdaş olmuştur. Modern olmak an’ı an içinde deneyimlemek ya da bir zaman dilimi içinde salınmak değil; sürüden, kitleden ve tebaadan bireye açılan o tarihsel yükü taşıma becerisini kazanmaktır. Bu bir tür zihinsel kırılma vezihinsel dönüşüm ile mümkündür. Birey olma, modern olma durumu hem süreklilikleriyle hem de kopuşlarıyla muazzam bir tarihselliği oluşturmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Peki, bu tarihsel süreçte bizim toplumumuz nereye düşmektedir ya da bizim toplumumuz bu tarihsel sürecin hangi aşamasındadır? Tanrı’dan monarka monarktan bireye giden tarihsel süreçtebirey olma dolayısıyla modern olma vasfını gerçekten kazandık mı? İlginç bir anekdot olması adına <strong>Albert Dumont</strong>’un Osmanlı topraklarını ziyaret ettiği 1870’li yıllardaki deneyimleri oldukça ilgi çekicidir. Seyyah Dumont’un, Osmanlı ulema sınıfından biriyle yaşadığı diyaloğu şu şekildedir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>&nbsp;… Bir gezi esnasında büyük bir ağacın gölgesi altında bana şeriatı açıklayan bu adamlardan birinin yanında oturuyordum. Bu adamlar bana her şeyin kaybedildiğini çok iyi görüyorum dedi. Siz öteki kafirler bizde özgür bir şekilde gezip dolaşıyorsunuz ve Sultan’da sizin ülkenizde bunu yapacak. (*)&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</em></strong> &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Dumont, Osmanlı ülkesine bir birey olarak gelmiş ve ulemanın yakınmasına sebep olan bu deneyimlerini birey olarak, yani <strong>Albert Dumont</strong> kimliğiyle gerçekleştirmiştir. Ancak ulemanın seyahat nedeniyle duyduğu rahatsızlığı gidermesinin koşulu açıktır: Bu seyahate benzer bir eylemin Sultan tarafından ötekinin ülkesine yapıldığında ulema rahat edecek ve sorun ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla bir sorun hemen ortaya çıkmaktadır. Ulema, Albert Dumont gibi ötekinin ülkesine gitme niyetinde değildir. Dolayısıyla Dumont’un ulemada hissettirdiği yük Sultan’ın şahsıyla giderilmeye çalışılır. Bu durum modern olmanın nasıl bir şey olduğunu da ortaya koyar. Aslında bu müzakere 1870’lerin ortasında kronolojik anlamda tek bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmektedir. Yalnız Albert Dumon ile ulema kronolojik olarak aynı zamanda yaşalarsa da anlam dünyaları itibariyle aynı zamanda değillerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Dumont’un bireyselliğinin göstergesi olan özgürce ve birey olarak ötekinin ülkesinde gezme becerisini sergilediği şimdi ile bireyselliği elinin tersiyle iten ve bir tür sürüye (tebaa olmak) ait olmanın göstergesi olan ulemanın Sultan’ın seyahatini arzulayan şimdisi karşı karşıya gelmektedir. Yani iki farklı şahıs aynı zaman diliminde yaşar, ancak fikirsel olarak aynı zeminde oldukları söylenemez.</p>

<p style="text-align:justify">Bir tür zamansal kayma tam da bu şimdide peyda olmaktadır. İkisi de aynı zaman diliminde yaşasa da bir tür zamansal kaymanın olduğu, bununda zihinsel bir farka işaret ettiği dolayısıyla tüm bunların modern olma ya da olmama meselesini açığa çıkardığı söylenebilir. Sultan’ın kendisini ve onun eylemlerini merkeze alan ve Sultan’ın varlığını kendi varlığının yerine ikame eden bir zihniyetin ne tarihsel yükü ne de modern olma becerisi mümkündür.</p>

<p style="text-align:justify">Modern olmak, bir eşitlik ilkesi altında yaşamak, özerk bir insan olmak ve belirli nesnel koşulları bir toplumsal sözleşme çerçevesinde kabul etmekten geçer. Sultan’ın şahsında eriyen, onu kendini ifade etme aracına dönüştüren, kendi arzularını Sultanın arzularına yansıtıp bu sultani arzularını tatmin etmek modernin kaldıramayacağı bir şeydir. Dumont’un bireyselliğine ulema özerk bir birey olarak cevap verememiştir. Bir tür sürünün, kitlenin ya da tebaanınişaret ettiği toplumsallık içerisinden konuşan ulema bu konuşmasında bunu değiştirme ve modern bir topluma dönüşme iradesine yönelik herhangi bir emare taşımamaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"><span style="color:#c0392b"><strong><span style="background-color:#ffffff">Peki bugün bu ulemanın söylediklerinin çok uzağında mıyız?</span></strong></span></p>

<p style="text-align:justify">Kuşkusuz Osmanlı’dan Cumhuriyet’e modernleşme hamleleri, Cumhuriyet’in kazanımları ve tüm bunların ifade ettiği birikim ulemanın sözlerini sarf ettiği günlerde olmadığımıza işaret edebilir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>Yalnız kendi yoksulluğunu ve yoksunluğunu başkasının gösteriş ve şatafatı ile tatmin eden, yaşadığı felaketlerden dersler çıkarmayıp geleneksel kimlikler altında celladına âşık, dizilerde sunulan zenginlik, sosyal medyada saçılan varsıllık imgeleri ile kendinden geçen bir toplumun tam anlamıyla modern olduğu daha doğrusu toplum olduğu dahi söylenemez.</em></strong></p>

<p style="text-align:justify">Söz konusu bu insanların kendisini Sultan’ın gölgesinde ifade eden ulemadan fikirsel anlamda pek farkı olduğu ileri sürülemez. Bu yaşadıklarımızı sosyolojik açıdan ifade edersek cemaatten topluma tam anlamıyla geçemeyişimizin bir getirisi olduğu dolayısıyla tamamen özerk ve kendiliğinin farkında olan bireylere dönüşemediğimiz nedeniyle gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Toplumsal sözleşmeyi korumakla mükellef olanların tam da bu sözleşmeyi askıya aldıkları bir çerçevede yaşadığımız olumsuzlukların gerçekleşmemesi zaten şaşırtıcı olurdu.</p>

<hr align="left" size="1" width="33%" />
<h5 style="text-align:justify">* Dumont, Albert, <em>Le Balkan et l’Adriatique : les Bulgares et les Albanais l’administration en Turquie, la vie des campagnes, le panslavisme et l’héllenisme</em>, ikinci basım, Paris Libraires Academique, 1874, pp. 91-92.</h5></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/biz-hic-modern-olamadik</guid>
      <pubDate>Thu, 31 Oct 2024 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/10/i-stock-527617369-2048x1103-1.jpeg" type="image/jpeg" length="24763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de 100 kişiden 38’i ruh sağlığı sorunu yaşıyor]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/turkiyede-100-kisiden-38i-ruh-sagligi-sorunu-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/turkiyede-100-kisiden-38i-ruh-sagligi-sorunu-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle son dönemde, art arda gündeme gelen kadın cinayeti, şiddet, istismar ve tecavüz vakaları, yalnızca bu olayların birinci dereceden muhatabı olanları değil, haberlere maruz kalanları da etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p data-olk-copy-source="MessageBody" style="text-align:justify"><strong>MELİSA GÜLBAŞ / APOSTO</strong></p>

<p data-olk-copy-source="MessageBody" style="text-align:justify">Artan oranda kadın ve kız çocuğu, vahşet hisleriyle işlenen cinayetler, sokak ortasında tecavüz girişimleri, çocuklara yönelik tehditler, internet üzerinden işlenen suçlar ve tüm bunların cezasız kalacağına yönelik yaygın kanı nedeniyle travma tepkileri gösteriyor, anksiyete ve depresyon belirtileriyle yaşıyor; risklerden korunma içgüdüsüyle kendi hareketlerini sınırlandırıyor.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Tüm bunlar işsizlik, ekonomik sorunlar, deprem felaketinin devam eden etkileri gibi problemlerle birleşerek&nbsp;<strong>Türkiye'nin ruh sağlığı haritasının</strong>&nbsp;alarm verici seviyede bozulmasına yol açıyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü'nde</strong>&nbsp;<em>"Türkiye’nin ruh sağlığı ne durumda?"&nbsp;</em>sorusunu ve yakın zamanda yaşanan şiddet olaylarının toplum psikolojisini nasıl etkilediğini, uzman psikologlarla görüştük.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Türkiye'de 100 kişiden 38'i psikolojik bir sorunla yaşıyor</strong></h2>

<p style="text-align:justify"><strong>Ipsos'un hazırladığı<em>&nbsp;Ruh Sağlığı Raporu 2024</em>'e göre,</strong> Türkiye'de ruhsal bir hastalıktan muzdarip olanların oranı %38. Rapora göre, bir önceki yılla karşılaştırıldığında 2024'te çoğu ülkede durum daha da kötüleşti.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">Fransa, İrlanda ve Meksika'da psikiyatrik hastalığı olan kişilerin oranı %6-7 oranında arttı. <strong>Türkiye'de</strong> ise bu&nbsp;<strong>artış %8'e ulaştı</strong>.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">En sık dile getirilen rahatsızlıklar ise katılımcıların %22'sinin muzdarip olduğu&nbsp;<strong>depresyon</strong>&nbsp;ve yine %22'sini etkileyen&nbsp;<strong>fobiler</strong>&nbsp;veya travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) gibi&nbsp;<strong>anksiyete bozuklukları</strong>.</p>

<p style="text-align:justify">Buna rağmen, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye’de&nbsp;<strong>ruh sağlığı alanında çalışanların sayısı</strong>, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölgesi ülkelerinin çok altında. Sağlık alanında istihdam edilen psikolog, sosyal hizmetler çalışanı ve hemşire sayıları yetersiz. Sağlık Bakanlığı’nın, 2011-2023 yılları arasında ruh sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi amacıyla hazırladığı&nbsp;<em>Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı</em>’na göre, dünyada 100 bin nüfusa düşen ruh sağlığı çalışanı sayısı ortalama 9.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">100 bin nüfusa düşen ruh sağlığı çalışanı sayısı 43,5 ile Avrupa Bölgesi’nde zirveye ulaşırken Türkiye’de ise 16,33.</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Şiddet ve istismar vakaları artıyor mu?</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Türkiye'de çocuğa şiddete ilişkin resmî veriler cinsel istismarla sınırlı. TÜİK verilerine göre geçen yıl cinsel istismara maruz kalan olan yaklaşık <strong>29 bin çocuğun %85'inden fazlasında mağdur, kız çocuklarıydı. </strong>Adalet Bakanlığı verilerine göreyse Türkiye genelinde başsavcılıkların çocukların<strong>&nbsp;cinsel istismarına ilişkin açtığı dosya sayısı</strong>&nbsp;2015-2023 arasında yaklaşık iki katına çıktı. 2023'te yürütülen 66 binden fazla soruşturmanın her birinde en az bir çocuk mağdurdu.</p>

<p style="text-align:justify">Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun basına yansıyan haberlerden derlediği verilere göre, 2024’ün ilk altı ayında en az 14 kız çocuğu ve 205 kadın erkekler tarafından katledildi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öte yandan:&nbsp;</strong>Adalet Bakanlığı'nın Nisan 2024'te yayınladığı "Adalet İstatistikleri 2023" raporuna göre ise, "çocukların cinsel istismarı" iddiası ile 2023’te 40.713 yeni dosya açıldı, bu dosyalarda 36 bin 275 şüpheli yer aldı. 2015-2023 yılları arasında "çocukların cinsel istismarı" suçuna ilişkin açılan dosya endeksi ise %94 arttı. Dosya endeksinin 2015’ten itibaren 100 olarak kabul edildiği raporda, 2023'teki&nbsp;<strong>endeks sekiz yılda 194'e yükseldi</strong>.</p>

<p style="text-align:justify">Peki, Türkiye’de yaşanan tüm bu çocuk istismarı haberleri toplumun ve çocukların ruh sağlığını nasıl etkiliyor? Tüm bu olaylar, bozulan ruh sağlığımızın göstergeleri mi? İstismar vakalarının önüne geçmek için ne yapılmalı? Çocuk istismarının ortaya çıkmasında nasıl bir toplumsal farkındalığa ihtiyaç var?</p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Sıklıkla karşılaşılan şiddet olayları toplumda normalleşmeye yol açabiliyor</strong></h2>

<p style="text-align:justify"><em>Aposto</em>’ya konuşan<strong>&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Büşra Hayırlı Hanay,</strong>&nbsp;sıklıkla karşılaşılan istismar olaylarının toplumda bu sorunun normal görülmesine yol açabileceği uyarısında bulunarak,<em>&nbsp;“Bu durum, istismarın ciddiyetini azaltır ve insanların konuyu görmezden gelmesine, gündemden düşürmesine neden olabilir”</em>&nbsp;diyor.</p>

<p style="text-align:justify">Hanay’a göre çocuklar, istismar haberlerini duyduklarında yaşadıkları korkuyu paylaşmaktan çekinip kendilerini daha&nbsp;<strong>yalnız ve korunmasız</strong>&nbsp;hissediyor. Ayrıca istismar haberleri, geçmişte benzer deneyimler yaşamış bireylerin yeniden travmatize olmasına neden olabiliyor:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><em>“İstismar olaylarına tanık olan veya bu haberleri sürekli olarak duyan kişilerde anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabiliyor. Ancak olumsuz etkilerine rağmen, bazı durumlarda bu haberler toplumsal duyarlılığı artırabiliyor. İnsanlar, istismara karşı daha fazla farkındalık geliştirip harekete geçme isteği duyabiliyor.”</em></p>
</blockquote>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Çocuk istismarları genellikle tanıdıklar tarafından yapılıyor</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Her çocuğun güvenli bir ortamda büyümeyi hak ettiğini söyleyen Hanay, istismar vakalarının sadece bireylerin yaşamlarını değil,&nbsp;<strong>toplumun geleceğini de</strong>&nbsp;tehdit eden travmalara yol açtığını ifade ediyor:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><em>“İstismar, görünmeyen yaralar bırakır ve bu yaraların iyileşmesi, toplumsal bir duyarlılık ve dayanışma gerektirir. Farkındalık yaratmak, eğitim vermek ve etkili destek mekanizmaları oluşturmak, bu karanlık tabloyu aydınlatmanın anahtarıdır. Çocuklar sadece bizim geleceğimiz değil, aynı zamanda toplumun vicdanıdır. Çocukların sesi olmak, hepimizin sesini güçlendirir.”</em></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Hanay’a göre, çocuk istismarı, genellikle aile üyeleri ve akrabalar gibi tanıdık kişiler tarafından yapılıyor. Aile içindeki istismar durumlarının asla gizlenmemesi gerektiğini belirten Hanay,<em>&nbsp;“Mutlaka bildirilmelidir. Destek ve yardım almak durumu iyileştirebilir”&nbsp;</em>diyor.</p>

<p style="text-align:justify">İstismar vakaları hakkında konuşma konusunda toplumda var olan&nbsp;<strong>tabuların yıkılması</strong>&nbsp;gerektiğini belirten Hanay, bunun çocuk istismarıyla mücadelede önemli olduğunu vurguluyor:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><em>“Çocuklar, hissettikleri korkuları ve deneyimleri paylaşabilecekleri bir ortamda büyümeli. İstismar mağdurlarının yaşadığı sorunlar hakkında duyarlılık artırılmalı, mağdurlara destek olunmalı. İstismar ile mücadelede yasal düzenlemelerin etkin bir şekilde uygulanması da çok önemli. Çocuklara, kendi sınırlarını korumaları ve ‘hayır’ demeyi öğrenmeleri konusunda eğitim verilmesi özellikle mahremiyet eğitiminin ve cinsel eğitimin verilmesi, çocukların istismardan korunmasında önemli bir paya sahip.”</em></p>
</blockquote>

<h2 style="text-align:justify"><strong>İstismarcı, dayanışmasız ve tepkisiz bir topluluk görmek ister</strong></h2>

<p style="text-align:justify"><strong>Uzman Psikolog Serhat Özmen ise,&nbsp;</strong>çocuk istismarının ortaya çıkmasında toplumsal farkındalığın önemini&nbsp;<em>Aposto</em>’ya şu sözlerle anlattı:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><em>“Çocuk istismarı meselesi durmadan konuşulup, tartışılıp, sürekli olarak sıcak tutulması gereken bir konu olmalı. Taciz karşıtlığı, kısıtlı psikopolitik stilleri aşıp, toplumsal alanlarda bir duyarlılık ve beden politikası hâline getirilmeli.”</em></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Özmen’e göre, çocuk istismarı ve şiddet konusunda Türkiye’de&nbsp;<strong>iki büyük kitle</strong>&nbsp;mevcut:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><em>“Çocuk istismar ve ihmalleri hakkında bilgilenmiş ve tepkisini ortaya koyan bir kitle varken, çocuk istismarını h</em><em>âlâ</em><em>&nbsp;geleneksel kodlarla örtbas etmek isteyen bir kitle de mevcut. İkinci grup, hafife alınmayacak kadar inatçı bir kitle.”</em></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Özmen; çocuk hakları, insan hakları ve kadın hakları gibi konularda&nbsp;<strong>çok daha yüksek performans</strong>&nbsp;gösterilmesi gerektiğini belirtti:&nbsp;</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><em>“Kurumlar, bağımsız dernekler ve sivil politikalar yasaya katılmanın yollarıdır. Bu yolları denemekten bir adım geri durmamalıyız. Ülke bazında suçluyu ve suçu tasvir eden yasaların önemini bilip, yeni yasalar için ciddi bir dayanışmayı körüklememiz gerekiyor.&nbsp;</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Toplumsal tepkilere hukuki reflekslerimizi de katmak durumundayız. Nihayetinde unutmamak gerek ki istismarcının görmek istediği tablo, dayanışmasız ve tepkisiz bir topluluktur.”</em></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Aposto - Melisa Gülbaş</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/turkiyede-100-kisiden-38i-ruh-sagligi-sorunu-yasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Oct 2024 11:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/10/1728492135516.jpeg" type="image/jpeg" length="98721"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kim bu İnceller? 'İncel'ler hakkında ne biliyoruz?]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/kim-bu-inceller-inceller-hakkinda-ne-biliyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/kim-bu-inceller-inceller-hakkinda-ne-biliyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da Semih Çelik’in işlediği vahşi cinayetler, son dönemde popüler olan “incel” kavramını tekrar tartışmaya açtı. Peki İncel nedir, Kim bu İnceller?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>DERLEME: SERHAT HALLAÇ</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İncel kavramı,&nbsp;</strong>Türkiye’de son birkaç yıldır popüler hale gelse de dünyadaki tarihi daha eskiye dayanıyor.&nbsp;İncel kavramı 1990’larda tartışılsa da hayatımıza<strong> Elliot Rodger</strong> isimli erkeğin, 6 kişiyi öldürüp 14 kişiyi yaralayıp intihar etmesiyle girdi.</p>

<p style="text-align:justify">Genel tanımında <strong>inceller; </strong>karşı cinsle iletişim ya da ilişki kuramayan bekar erkekler için kullanılıyor ve giderek yalnızlaşan grup, karşı cinse düşman haline geliyor. Terör ve şiddet olarak ortaya çıkan bu durum fiziksel ya da sözlü saldırılarla ve daha kötüsü intihar ve cinayetle son buluyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bir tanıma göre <strong>inceller, </strong>kadınları arzulamalarına karşın kendilerine cinsel partner bulamayan ve bu nedenle de kadınları suçlayan asosyal, özgüvensiz kişiler için kullanılıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Kendilerini fiziksel açıdan yetersiz gören ve kadınların alfa erkek tercihi yüzünden asla bir şanslarının olmadığını düşünen inceller, bulundukları durumdan sistemi sorumlu tutuyor ve kadınlara nefret duyuyorlar. Kadınlarla sağlıklı iletişim kurabilen erkeklere kendi aralarında <strong>'Chad'</strong> diyorlar ve açıkçası onlara da öfkeliler.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İNCEL NASIL ORTAYA ÇIKTI?</strong></p>

<p style="text-align:justify">Şok edici bir biçimde eşcinsel bir kadının ortaya attığı ve zamanın internet argosu olan <strong>“incel”</strong> terimi artık dünya basının manşetlerinde ilk sırada. <strong>Kadın düşmanlığı, cinsiyetçilik, aşırılık</strong> ve şiddetle ilgili tartışmalarda bu terime sık rastlanıyor. <em>Eşçinsel bir kadın</em> <strong>Alana,&nbsp;</strong>97 yılında aşk ilişkisi kurmaya çalışan yalnız insanlar için bir site inşa etti ama bu işin sonunda kadınlara yönelik nefret, öfke üzerinden gruplaşan dünyanın her yanından masum insanların ölümüne yol açan bir alt kültüre dönüşeceğinden habersizdi.</p>

<p style="text-align:justify">Yine o dönemde 20’li yaşların ortasında Kanadalı genç bir kadın, henüz Facebook bile kurulmamışken, ilişki bulmakta zorlananlar için <strong>“İstemsiz Bekarlık Projesi” </strong>adını verdiği bu siteyi açmıştı. Konunun başında bahsettiğimiz Alana,<strong> “istemsiz bekar”</strong> ifadesini <strong>(Involuntary Celibacy)</strong> ilk olarak<strong> “invcel” </strong>diye kısalttı ama sonra bu söylem sonrasında <strong>“incel” </strong>halini aldı. 2014 yılında bir kitapçıda gazete okuyan Alana, Kaliforniya’nın Isla Vista kentinde gerçekleştirdiği silahlı saldırıda 6 kişiyi öldürdükten sonra silahı kendine doğrultan ve arkasında kadınlara kökleşmiş nefreti anlatan 141 sayfalık bir belge bırakan <strong>Elliot Rodger’in</strong> incel topluluğunda bir kahraman ve ilah olarak görüldüğünü şaşırarak fark edecekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><img alt="1D1E5A20 3B34 11Ed Ad94 33Bd3D55Deeb.jpg" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/1d1e5a20-3b34-11ed-ad94-33bd3d55deebjpg.webp" / width="800" height="450"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>TÜRKİYE'DE İNCEL KAVRAMI</strong></p>

<p style="text-align:justify">İncel kavramı dünyada daha çok <strong>Reddit, 4chan</strong> gibi sanal forumlarda tartışılırken Türkiye’de inceller, <strong>Telegram, Discord, Twitch ve Twitter</strong> gibi mecralarda kendine yer buldu.&nbsp;Türkiye’de özellikle yoğun sosyal medya kullanan genç erkekler arasında incellik kültürünün yayıldığı göze çarpıyor.</p>

<p style="text-align:justify">​​​​​​<img alt="Whatsapp Image 2024 10 07 At 12.22.31 (1)" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/whatsapp-image-2024-10-07-at-122231-1.jpeg" / width="1080" height="325"><img alt="Whatsapp Image 2024 10 07 At 12.22.31" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/whatsapp-image-2024-10-07-at-122231.jpeg" / width="1320" height="797"></p>

<p style="text-align:justify"><img alt="Whatsapp Image 2024 10 07 At 12.27.10" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/whatsapp-image-2024-10-07-at-122710.jpeg" / width="1057" height="1200"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İNCELLER NEDEN TEHLİKELİ?</strong></p>

<p style="text-align:justify">Her 'incel’in &nbsp;şiddete yatkınlığı olmasa da bu grup çevrimiçi ekosistemi intihar, kişilerarası şiddet ve kadın düşmanlığıyla ilgili aşırı tutumları besleyip teşvik ediyor. Geçtiğimiz günlerde İstganbul’da iki genç kadını vahşice öldüren ve içlerinden birinin kesik başını tarihi surlardan aşağıya atan<strong> 19 yaşındaki katil Semih Çelik</strong>’in geçen yıl çektiği intihar görüntüsünde Dövüş Kulübü filminin son sahnesinde çalan <strong>“Where is my Mind” </strong>şarkısının duyulması Türkiye’de ciddi bir incel tehlikesi olduğu düşüncesini gündeme getiriyor.&nbsp;Incel topluluğunun en çok sahiplendiği kültürel öğelerden biri de <strong>1999 yapımı Fight Club (Dövüş Kulübü) filmi.</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>TERÖRİZM VE PSİKOLOJİK KRİZ</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yapılan analize göre incel profilinin yüzde 38,85'i sağ görüşlü, yüzde 44,70'i sol/liberal görüşlü, yüzde 17,47'si ise merkez görüşleri savunuyor.&nbsp;Yüzde 80'i intihar eğilimli. Kendilerine zarar vereceklerse sıklıkla başkalarını da yanlarında götürmeleri için teşvik ediliyorlar.&nbsp;Aslında son derece nihilist ve deterministler.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İNCELLER ERKEKLERİ SINIFLANDIRIYOR</strong></p>

<p style="text-align:justify">İncel erkekler kadınlara duyduğu büyük nefretin yanı sıra erkekleri de sınıflandırıyor:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Chad</strong>: Fiziksel olarak çekici, kadınlar tarafından arzulanan ve genellikle başarılı erkeklere verilen ad. İncel topluluğu, Chad'leri kendi başarısızlıklarının sebebi olarak görüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Normie</strong>: "Normal" olarak kabul edilen, toplumsal normlara uyan, incel topluluğuna göre sıradan ya da ortalama olan erkeklere deniyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Beta</strong>: Chad olmayan, ancak yine de toplumda belirli bir cinsel veya sosyal başarıya sahip erkekler için kullanılır. İnceller tarafından genellikle zayıf ya da itaatkâr olarak görülüyor.</p>

<h4 style="text-align:justify"><strong>İNCEL TERÖRÜ BÜYÜYOR</strong></h4>

<p style="text-align:justify">İnceller özellikle karşı cinse yönelik nefret söylemleri, aşırı uç düşünceleri ve şiddet eğilimleri ile biliniyor. Sosyal medyada karşı cinsi hedef göstererek, aşağılama ya da küçük düşürme yoluna gidiyorlar. İncel terörü ya da incel şiddeti olarak ifade edilen bu durum giderek daha tehlikeli bir hal alıyor.</p>

<p style="text-align:justify">İki genç kızı canice katleden <strong>Semih</strong> <strong>Çelik'in</strong> de bir incel olduğu iddia ediliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Siber zorbalığı önlemek amaçlı olarak izleme yapan bir sivil toplum kuruluşu 2022 yılında bir araştırma yaptı. Raporda ismi gizli tutulan tamamı erkeklerden oluşan forum, yapılan araştırma kapsamında 18 ay boyunca izlendi ve bir milyondan fazla paylaşım analiz edildi. Sanal ortamda bu harekete ait en büyük grup olduğu belirtilen forumda 17 binden fazla üye yer alıyor, haftalık 2,6 milyon ziyaretçi topluyor.</p>

<p style="text-align:justify">Araştırmacıların raporunda, incel topluluklarının şiddet içeren mesajları, son 10 yılda çoğu kadın 100 kişinin öldürülmesi veya yaralanması vakaları ile ilişkilendiriliyor.&nbsp;Platformda 29 dakikada bir cinsel saldırı&nbsp;içerikli bir paylaşım yapıldığı da açıklandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Euronews, Birgün</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/kim-bu-inceller-inceller-hakkinda-ne-biliyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Oct 2024 11:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/10/2f8f7cbe-af26-4f4a-bff5-4b914495f7e9.webp" type="image/jpeg" length="50294"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Mariehamn'dan gol bekliyoruz, çünkü böceğiz’]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/mariehamndan-gol-bekliyoruz-cunku-bocegiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/mariehamndan-gol-bekliyoruz-cunku-bocegiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir zamanlar “Z kuşağı gümbür gümbür geliyor” nidalarıyla karşılanan nesil ne oldu da muhafazakarlaştı? İnternetin çeşitli köşelerinde ortaya çıkan ve saldırgan nihilizm, öfke, acı, hınç ve öz-nefret gibi duyguların baskın olduğunu gördüğümüz bu örüntü, genç erkekliğin yüzlerinden birisi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Geçen günlerde bahis oynayanlar tarafından sıkı bir şekilde takip edilen&nbsp;<em fr-original-style="">maçkolik</em>&nbsp;adlı spor sitesinin canlı maç forumunda yapılan bir yorum sosyal medyada dolaşıma girdi. İki Alman takımı arasındaki oynanan karşılaşmaya dair yapılan yorum aynı anda&nbsp;<strong fr-original-style="">öfke, yakınma ve kabullenişi</strong>&nbsp;içeriyordu. Son cümlesi ise şöyleydi:</p>

<blockquote fr-original-style="color: rgb(9, 9, 9); border-color: rgb(255, 225, 68); border-width: 4px; font-style: italic; padding-left: 10px;">
<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify"><em fr-original-style="">“Mariehamn'dan gol bekliyoruz, çünkü böceğiz.”</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Son cümledeki vurgunun belirli açılardan dönemin ruhunu yansıttığını düşünüyorum. Kumar, bağımlılık, fanatizm, başarısızlık ve kaybeden erkeklik vurgusu. Genç erkeklerin 21. yüzyıldaki pozisyonlarına dair güçlü bir çerçeve sunuyor.</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify"><img height="1190" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/10/1727452431927.png" width="1200" /></p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Bundan 5 yıl öncesine kadar “Z kuşağı” özellikle muhalif diyebileceğimiz gruplar tarafından büyük bir heyecanla karşılanıyor, bizzat muhalefet partileri tarafından siyasi kampanyaların merkezine yerleştiriliyordu. Bütün toplumsal asimetriyi tek bir potada eriterek kıymeti kendinden menkul bir politik güç atfedilen bu kuşağın, eskinin basmakalıp değerlerinden sıyrılıp belirli açılardan “aklın ve bilimin” baskın olduğu değer kodlarıyla yeni bir ülke yaratacağına yönelik uçuk beklentiler havada uçuşuyordu. Hatta&nbsp;<strong fr-original-style="">ilerici-gerici parametresi</strong>&nbsp;hiç olmadığı kadar kullanılıyor ve muhafazakar değerler karşısında bu kuşağa neredeyse “devrimci” bir gömlek giydiriliyordu.&nbsp;</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Ancak gelinen noktada bir yakınma tonuyla&nbsp;<em fr-original-style="">“Bu kuşak ne oldu da muhafazakarlaştı?”</em>&nbsp;sorusuyla ifade edilen hayal kırıklığının yansımaları duyulur oldu her köşeden. Bu perspektifin taşıdığı apolitizmle hesaplaşmadan, bir zamanlar&nbsp;<em fr-original-style="">“Z kuşağı gümbür gümbür geliyor”</em>&nbsp;nidalarıyla karşılanan nesle şimdi&nbsp;<strong fr-original-style="">konforlu bir hayret duygusuyla</strong>&nbsp;yaklaşmak pek bir şey ifade etmiyor.</p>

<ul fr-original-style="padding-inline-start: 20px;">
 <li dir="ltr" fr-original-style="text-align: left;" style="text-align: justify;">Burada "Ne oldu da bu nesil beklentileri karşılayamadı?" gibi altını doldurmanın kolay olmadığı bir soruya cevap aramak yerine, dünyada da çokça tartışılan genç erkeklik krizinin bazı yönlerine dair kısa okumalar yapmak istiyorum.</li>
</ul>

<h2 dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Genç erkekliğin krizi ve geleceksizlik</strong></h2>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Son birkaç senedir içinde bulunduğumuz kriz ortamı, birçok psikolojik, sosyal ve kültürel sorunu da beraberinde getirdi. Yeni nesil özelinde&nbsp;<strong fr-original-style="">geleceksizlik</strong>, geçmişte mücadele verilerek kazanılan en temel hakların birer birer yitip gitmesi ve güvencesizlik gibi faktörler birçok açıdan erozyona sebep oldu. Özellikle gençler bir önceki neslin eğitim ve istihdam süreçleriyle elde ettikleri kazanımların kendileri için mümkün olmadığını fark ettikçe daha farklı arayışlara girerek klasik formülleri terk etmeye başladı.&nbsp;</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Türkiye özelinde büyük bir patlama yapan&nbsp;<strong fr-original-style="">bahis bağımlılığı</strong>&nbsp;da bu arayışlardan birisi. Uzun vadede parlak bir gelecek göremeyen birçok genç erkek, illegal bahis sitelerinde çokça vakit geçiriyor; kısa vadede kendilerini rahatlatacak, belki de “köşeyi dönmelerini sağlayacak” bir imkan yaratmaya çalışıyor. Gençlerin spor bahislerinden, “slot” denilen dijital oyun formatlarına farklı kumar oyunlarına gösterdiği ilgi, mevcut kriz ortamı ile başa çıkma refleksi olarak okunabilir.</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Sadece çevrimiçi kumar değil, borsa yatırımları, Bitcoin gibi alternatif finansal gelir kapılarının giderek artan popülerliği de bu arayışın bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin&nbsp;<strong fr-original-style="">kripto yatırımlarında</strong>&nbsp;Nijerya’nın arkasından dünya ikincisi olması bu anlamda&nbsp;<a fr-original-style="" href="https://aposto.com/s/calismadan-neden-yirtmak-istiyoruz?utm_source=aposto" rel="noopener noreferrer" target="_blank">şaşırtıcı değil</a>. Ancak çoğu zaman bu arayışlar krizin daha da derinleşmesine sebep oluyor. Aslında bu bağımlılık ve arayış biçimleri daha geniş bir davranış örüntüsünün küçük bir parçası. Bu gibi reflekslerin temelinde ise hınç, öfke ve kolektif histeriyle giderek daha fazla büyüyen genç erkekliğin krizi var.</p>

<h2 dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Kaybeden erkekliğin politik yüzleri&nbsp;</strong></h2>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Günümüzde yaşanan ekonomik kriz, geçmiştekilerin çağ açıp kapatan yapısının aksine daha ağır ilerleyen, mutlak çöküşü daima erteleyen ve belirli açılardan yönetilebilen bir kriz olarak öne çıkıyor. Küresel bir niteliğe sahip olan bu kriz, kültürel olarak da geleneksel değerlerin aşındığı ve klasik formülasyonların bozulduğu ya da ertelendiği bir düzene yol açtı. Eğitim, aile evinden ayrılma, aile kurma ve mülk sahibi olma gibi basit kapitalist formülün işlerliğini kaybettiği bu düzlem, genç erkekliği çoğu zaman bu grubun adlandıramadığı bir çıkmazın içine sürükledi.&nbsp;</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Hak ettiği&nbsp;</strong><strong fr-original-style="">refahın kendisinden çalındığını düşünen</strong>&nbsp;bu gençlerin politik olarak düzenle kavga etmesinin beklendiği iyimser senaryo ise hayata geçmedi. Bunun yerine, yönünü kaybetmiş bir öfke ve hıncın baskın olduğunu görüyoruz.&nbsp;</p>

<ul fr-original-style="padding-inline-start: 20px;">
 <li dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align: justify;">Geçen yıl 20 ülkede yapılan küresel bir ankette gelecekten umutsuz gençlerin giderek daha fazla muhafazakarlaştığı söyleniyor. Hatta 8-24 yaş arası erkeklerin sosyal açıdan en muhafazakar grup olarak 55-70 yaş arası erkekleri geride bıraktığı sonucu da&nbsp;<a fr-original-style="" href="https://www.reuters.com/world/us/despair-makes-young-us-men-more-conservative-ahead-us-election-poll-shows-2024-04-12/?utm_source=aposto" rel="noopener noreferrer" target="_blank">dikkat çekiyordu</a>.</li>
</ul>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Alternatif politik tutumların&nbsp;<strong fr-original-style="">kör bir aşırılığa&nbsp;</strong>indirgendiği, güvenlik merkezli hükümet politikalarının ve giderek güçlenen küresel sermayenin daha özgür bir şekilde hareket ettiği bir atmosferde, esas sorunların yerine komplocu bir aklın baskın geldiğini görüyoruz. Böylece “aşırı sağ” diye adlandırılan ama esasında statükonun devamlılığı açısından hayati bir öneme sahip olan ideolojik çerçeve bu grup için cazip bir perspektif sunuyor.&nbsp;</p>

<h2 dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">'Radikal kaybedenler'</strong></h2>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Akademisyen Mathias Nilges</strong>,&nbsp;<em fr-original-style="">Right-wing Culture in Contemporary Capitalism</em>&nbsp;kitabında bu yeni sağ dalganın düşünsel motivasyonlarını şöyle açıklıyor:&nbsp;</p>

<blockquote fr-original-style="color: rgb(9, 9, 9); border-color: rgb(255, 225, 68); border-width: 4px; font-style: italic; padding-left: 10px;">
<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Maskülen erkekliğin aşağılanması miti, sosyal hiyerarşileri aklamak için sürekli başvurulan Darwinizm, kültürü ele geçiren solcu bir güruh komplosu, acı çekmenin romantikleştirilmesi ve kaosla ilişkili nevrotik kaygının sürekli öne&nbsp;<a fr-original-style="" href="https://www.bloomsbury.com/us/rightwing-culture-in-contemporary-capitalism-9781350251304/?utm_source=aposto" rel="nofollow" target="_blank">çıkarılması</a>.&nbsp;</p>
</blockquote>

<ul fr-original-style="padding-inline-start: 20px;">
 <li dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align: justify;">Bunların Ernst Bloch’un özetlediği klasik faşizm tanımıyla paralellik gösterdiğini vurgulamakta fayda var.&nbsp;</li>
</ul>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Burada baskın motif olarak öne çıkan iktidarsızlık hissi ve onun yol açtığı imtiyaz krizleri, özellikle politik olarak eylem kapasitesinden yoksun gençlerin başa çıkmak için&nbsp;<strong fr-original-style="">daha saldırgan stratejilere</strong>&nbsp;başvurmalarına yol açıyor. Alman yazar Hans Magnus Enzensberger, “radikal kaybedenler” olarak adlandırdığı bu grubun saldırgan stratejilerinden birinin megalomani olduğunu&nbsp;<a fr-original-style="" href="https://www.spiegel.de/international/spiegel/the-terrorist-mindset-the-radical-loser-a-451379.html?utm_source=aposto" rel="nofollow" target="_blank">belirtiyor</a>. Ona göre, radikal kaybedenin çatışmalarını çözebileceği, kendisini normal bir çıkar ağına dahil edebileceği ve yıkıcı enerjisini yatıştırabileceği uzlaşma nosyonları yok. Böylece bu umutsuzluk, radikal kaybedeni daha fanatik bir noktaya sürüklüyor.&nbsp;</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Özellikle son yıllarda internet ortamında gördüğümüz&nbsp;<strong fr-original-style="">sanal zorbalık ve “trolleşerek politikleşme”</strong>&nbsp;biçimleri buna iyi bir örnek olarak sunulabilir. Esasında reaksiyoner bir hınçla hareket eden bu hesaplar, her türlü etik ve hukuki sınırın ötesinde konuşabildikleri ve bunun getirdiği toplumsal sorumluluklardan kaçabildikleri için anonim kalabilmenin özgürlüğüyle hareket ediyorlar.&nbsp;</p>

<ul fr-original-style="padding-inline-start: 20px;">
 <li dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align: justify;">Bu açıdan trollük, psikolojik olarak kişinin kendi duygularından kopmasını ve felsefi anlamda ise eylemlerinin hiçbir sonucu olmamasını sağlıyor. Böylece troll özgürlüğü, empatiyi dışlayan, zorbalığı temel eylem biçimi haline getirmiş nihilist bir kompozisyona yol açıyor.&nbsp;</li>
</ul>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Özellikle X (eski adıyla Twitter) platformunda kadın düşmanlığı, azınlıklara yönelik nefret, ABD’den ithal&nbsp;<em fr-original-style="">alt-right</em>&nbsp;karikatürleri, sokak köpeklerine yönelik katliam çağrıları gibi konularda bu hesapların&nbsp;<strong fr-original-style="">ortak ezberler ve sınırları zorlayan reaksiyonlarla</strong>&nbsp;hareket ettiğini görmek mümkün. Bu hesapların aynı zamanda kritik gündemlerde iktidar yanlısı refleksler gösterdiklerini de belirtmek lazım. Sınırları zorlayan ifadelere başvursalar da esasında bunu yapısal koşullara veya iktidara değil, çoğu zaman daha savunmasız ve madun gruplara rahat biçimde yönelttiklerini görüyoruz.&nbsp;</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Politik teorisyen Wendy Brown</strong>,&nbsp;<em fr-original-style="">Neoliberalizmin Harabelerinde</em>&nbsp;adlı çalışmasında buna dikkat çekiyor. Brown, kendini alternatif sağ hesapların gönderilerinde, bloglarda ve genel olarak trollerde kendini gösteren bu “vahşi, müstehcen, erkeksi ve son derece ahlaksızca” nihilist tavrın, düzenin sıradan değerlerine karşı çıkmadığını ve aksine bunların semptomu ya da tekrarı olduğunu&nbsp;<a fr-original-style="" href="https://www.metiskitap.com/catalog/text/238438?utm_source=aposto" rel="nofollow" target="_blank">belirtiyor</a>.</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify"><strong fr-original-style="">Maskülen kırılganlığın</strong>&nbsp;geleceksiz ve güvencesiz bırakılmış bir toplumda en çok yine maskülen standartlar tarafından yeniden üretildiğini de söyleyebiliriz. Alfa-Beta erkekliği gibi dikotomiler ve erkekliğe biçilen geleneksel roller karşısındaki çaresizlik, bu kırılganlığı giderek derinleştiriyor. Bu standartları karşılamadığı için çareyi kadınlardan ölesiye nefret etmekte bulan&nbsp;<em fr-original-style=""><strong fr-original-style="">incel</strong></em>&nbsp;(zoraki bekar) grubu tam da bu çelişkiden ortaya çıkmış gibi görünüyor.&nbsp;</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">İktidarsız bırakılmış, şölenin kenarına itilmiş,&nbsp;<strong fr-original-style="">acı çeken erkeklik temsilleri</strong>&nbsp;kültürel olarak giderek daha fazla öne çıkarılıyor. Sosyal izolasyonun hiç olmadığı kadar yoğun olduğu bir dönemde, acı çekmenin romantikleştirilmesi de bu temsillerin pekişmesinde önemli bir rol oynuyor.&nbsp;</p>

<ul fr-original-style="padding-inline-start: 20px;">
 <li dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align: justify;">Örneğin son dönemlerde internet&nbsp;<em fr-original-style="">meme</em>’leriyle popülerleşen&nbsp;<em fr-original-style="">Barda</em>&nbsp;filminin ikincisinin çekilmesi burada geniş bir tüketici kitlesinin olduğunun en iyi göstergelerinden.&nbsp;</li>
</ul>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Yani internetin çeşitli köşelerinde ortaya çıkan, saldırgan nihilizm, öfke, acı ve hınç ve öz-nefret gibi duyguların baskın olduğunu gördüğümüz bu örüntü, genç erkekliğin baskın yüzlerinden birisi. Politik olarak da her ne kadar “aşırı sağ” denilen yapıyla özdeşleştirilse de esasında ağır ilerleyen bir krizin ortasında derin bir apolitizmi beslediğini söylemek mümkün.&nbsp;</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Yazının başına dönersek,&nbsp;<em fr-original-style="">“Mariehamn'dan gol bekliyoruz, çünkü böceğiz”</em>&nbsp;cümlesi başta bir aydınlanma ifadesi gibi görünse de esasında geleceksiz kalmış, eylem kapasitesinden ve harekete dayalı ideolojik araçlardan yoksun bırakılmış genç erkeklerin bir bölümünün çaresizliğinin çıplak bir ifadesi olarak öne çıkıyor.&nbsp;</p>

<p dir="ltr" fr-original-style="" style="text-align:justify">Bu&nbsp;<strong fr-original-style="">“böceklik” hâlinin kabulünün</strong>&nbsp;yenilginin kutsanmasıyla mı yoksa tersi yönde bir aydınlanma ile mi sonuçlanacağı ise birçok farklı denkleme bağlı. Ve elbette politik.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Aposto - Enes Köse</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/mariehamndan-gol-bekliyoruz-cunku-bocegiz</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Oct 2024 16:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/10/1727453071650.webp" type="image/jpeg" length="11135"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her Bir Ferdi Dünyaca Ünlü Olan Şakir Paşa Ailesi]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/her-bir-ferdi-dunyaca-unlu-olan-sakir-pasa-ailesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/her-bir-ferdi-dunyaca-unlu-olan-sakir-pasa-ailesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şakir Paşa Ailesi; ​​​​​​​Osmanlı’nın son zamanlarında sanat, edebiyat, askeri yönleriyle iz bırakmış bir aile.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">1855 – 1914 yılları arasında yaşayan&nbsp;<strong>Mehmet Şakir Paşa</strong>, Elmalı Türkmen aşiretinden olup Afyonkarahisar’ın Kabaağaç bölgesine yerleşmelerinden dolayı soyadları Kabaağaçlı’dır. Askeri eğitim alan Şakir Paşa abisi ile Osmanlı Devleti’ne hizmet eder. Girit’te görev yaparken Girit’li bir ailenin kızı olan&nbsp;<strong>Sare İsmet Hanım</strong>’la evlenir.</p>

<p style="text-align:justify"><img alt="Mehmet Sakir Pasa Kabaağaçlı" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/mehmet-sakir-pasa-kabaagacli.jpg" / width="328" height="500"></p>

<p style="text-align:justify"><img alt="Fahrelnissa Zeid" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/fahrelnissa-zeid.jpg" / width="303" height="450"></p>

<p style="text-align:justify">Şakir Paşa’nın ikinci evliliği olan bu evlilikten 4 kız, 2 erkek toplam 6 çocuğu olur; <strong>Cevat, Hakiye, Ayşe, Suat, Fahrünnisa ve Aliye.</strong>&nbsp;Aile, <strong>Büyükada’da büyük bir köşkte</strong> yaşar. Bu köşk, Büyükada Şehbal Sokak 24 numaradadır. Ancak köşk, nedeni bilinmeyen bir yangın sonucunda kül olmuştur. Bugün köşkün yerinde, köşke benzetilmeye çalışılmış ama benzetilememiş bir apartman bulunmakta.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Sultan Abdülhamid'in</strong>&nbsp;1891-1895 yılları arasında sadrazamı olan <strong>Cevad Paşa'nın</strong> kardeşi, devlet adamı, diplomat ve asker <strong>Kabaağaçlızade Mehmet Şakir Paşa,&nbsp;</strong>1914 yılında oğlu <strong>Cevat Şakir'in</strong> tabancasından çıkan bir kurşunla öldü.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevat Şakir, </strong>cinayet iddiasıyla yargılandı ve 15 yıl kürek cezasına çarptırıldı.Cezasının yedi yılını çektikten sonra baş gösteren verem hastalığından doalyı tahliye edildi.</p>

<p style="text-align:justify"><img alt="Whatsapp Image 2024 09 24 At 16.50.14" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/whatsapp-image-2024-09-24-at-165014.jpeg" / width="650" height="650"></p>

<h2 style="text-align:justify"><strong>Şakir Paşa Ailesi'nden Yetişen Ünlü İsimler</strong></h2>

<p style="text-align:justify">Her ne kadar asker ve diplomat olsa da <strong>Şakir Paşa, </strong>kendisini sanat alanında geliştirmeye çalışır. Resme olan ilgisiyle bilinen <strong>Şakir Paşa, </strong>sanatının her dalını takip etmeye çalışır. 1903 yılında Paris’te düzenlenen bir sergide ikincilik ödülünü kazanır.&nbsp;Şakir Paşa ailesinden çıkan isimlerin bir çoğu sanatçı veya edebiyatçı oldu.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Fahrünnisa Zeyd, Füreya Koral, Aliye Berger,&nbsp;Nejad Devrim</strong> gibi tanınmış sanatçılar, <strong>Halikarnas Balıkçısı-Cevat Şakir </strong>gibi <strong>İzzet Melih Devrim</strong> gibi yazarlar, <strong>Suat Şakir ve Şirin Devrim</strong> gibi tiyatrocular... Hepsi bu ailenin birer ferdiydi.</p>

<p style="text-align:justify">Her bir ferdi sanatın farklı alanlarında önemli eserler vermiş olan <strong>Şakir Paşa Ailesi;</strong> Halikarnas Balıkçısı adıyla Bodrum'u bugünkü ününe kavuşturan <strong>Cevat Şakir Kabaağaçlı, </strong>modern resmin ustası <strong>Fahrelnisa Zeid</strong>, ilk Türk gravür sanatçısı <strong>Aliye Berger </strong>ve ilk Türk seramik sanatçısı <strong>Füreya Koral'ın</strong> bulunduğu sıra dışı bir aile.</p>

<h5 style="text-align:justify"><em><img height="355" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/2996-5.jpg" width="718" /></em></h5>

<h5 style="text-align:justify"><em>*Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı)</em></h5>

<h5 style="text-align:justify"><em><img alt="Whatsapp Image 2024 09 24 At 16.49.33" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/whatsapp-image-2024-09-24-at-164933.jpeg" / width="1000" height="801"></em></h5>

<h5 style="text-align:justify"><em>*Fahrelnisa Zeid</em></h5>

<p><img height="474" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/740x474-sanat-ile-hayatina-yon-veren-isim-fureya-koral-1528797519977.jpg" width="740" /></p>

<h5><em>*Füreya Koral</em></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/her-bir-ferdi-dunyaca-unlu-olan-sakir-pasa-ailesi</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Sep 2024 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/09/fahrelnissa-zeid.jpg" type="image/jpeg" length="54144"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ressam Fahrünnissa Zeyd kimdir?]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/ressam-fahrunnissa-zeyd-kimdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/ressam-fahrunnissa-zeyd-kimdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern sanatın öncülerinden ve soyut sanatın Türkiye’deki ilk temsilcilerinden Fahrünnissa Zeyd, Sultan Abdülhamit’in Sadrazamı Cevat Paşa’nın yeğeni, devlet adamı, asker ve tarihçi Şakir Paşa’nın kızı olarak İstanbul Büyükada’da dünyaya geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">20. yüzyılın en önemli kadın sanatçılarından biri olarak kabul edilen <strong>Fahrelnissa Zeid (Fahrünnissa Zeyd)</strong>, devlet adamı,&nbsp;asker ve tarihçi Kabaağaçlızade Mehmed Şakir Paşa ve&nbsp;Giritli Sare Hanım'ın çocuğu olarak 1901 yılında Büyükada’da üç katlı, oymalı, ahşap süslü, kurnalı hamamlı bir köşkte dünyaya geldi.&nbsp;<strong>"<em>Şakir Paşa ailesi</em>" </strong>olarak anılan ve pek çok sanatçı yetiştirmiş olan bu ailenin ortanca kızıdır. 6 kardeşi vardır ve kendisi beş numaradır.</p>

<h5 style="text-align:justify"><img alt="Fahrelnissa Zeid" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/fahrelnissa-zeid.jpg" / width="303" height="450"></h5>

<h5 style="text-align:justify"><em>*Şakir Paşa Ailesi, 1910 (En altta solda oturan çocuk Fahrelnissa Zeid)</em></h5>

<p style="text-align:justify"><strong>Fahrelnissa Zeid, </strong>yazar <strong>Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı)</strong>&nbsp;ile <strong>ressam Aliye Berger</strong>’in kardeşi, ve <strong>seramik sanatçısı Füreya Koral</strong>’ın da teyzesidir. İlk evliliğini 1919 yılında <strong>Servet-i Fünün</strong> yazarlarından <strong>İzzet Melih Devrim</strong> ile evli olan sanatçının çocukları ressam <strong>Nejad Devrim</strong> ve yönetmen, tiyatro sanatçısı <strong>Şirin Devrim</strong>’dir.&nbsp;Fahrünnissa’yı en fazla yıkan ve ilerideki yıllarda “Böyle bir acıyı ne daha önce, ne de sonra yaşamadım” diyeceği olaysa ilk çocuğu olan Faruk’u iki buçuk yaşında kızıl hastalığından kaybetmesidir.</p>

<p style="text-align:justify"><img alt="Fahrunnissa Zeid Hayati Eserleri Bilinmeyenleri 11" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/fahrunnissa-zeid-hayati-eserleri-bilinmeyenleri-11.webp" / width="472" height="650"></p>

<p style="text-align:justify"><img alt="Fahrunnissa Zeid Hayati Eserleri Bilinmeyenleri 4" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/fahrunnissa-zeid-hayati-eserleri-bilinmeyenleri-4.webp" / width="620" height="650"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Sanayi-i Nefise’nin ilk kadın mezunları arasında olan <strong>Fahrelnissa Zeid, </strong>resim öğrenimine Paris’teki Académie Ranson’un Stalbach Atölyesi’nde, sonrasında İstanbul’daki Namık İsmail Atölyesi’nde devam eder.</p>

<p style="text-align:justify"><img height="344" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/whatsapp-image-2024-09-24-at-164933-2.jpeg" width="500" /></p>

<p style="text-align:justify">İkinci evliliğini 1934 yılında, Irak Kralı <strong>1. Faysalı’ın </strong>kardeşi, Irak’ın Türkiye büyükelçisi<strong> Prens Emir Zeid&nbsp;</strong>ile yaptı ve&nbsp;<strong>prenses unvanını</strong> aldı. Bu evlilikten Raad isimli erkek çocuğu dünyaya geldi. İlk kişisel sergisini 1944’te Maçka’daki evinde açan <strong>Fahrelnissa&nbsp;Zeid,</strong> 2. Dünya Savaşı sonrası Paris, Londra, New York gibi birçok şehirde yapıtlarını sergiledi.</p>

<h5 style="text-align:justify"><img alt="Image Asset (1)" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/image-asset-1.jpeg" / width="800" height="989">*<em>Eşi Zeid ve çocukları ile birlikte</em></h5>

<p>1970 yılında eşinin ölümünden sonra 1976'da, oğlu<strong> Ra'ad bin Zeid'in</strong> yaşadığı <strong>Ürdün Amman'a </strong>yerleşti. Bu kentte kendi adıyla anılan bir sanat enstitüsü kurdu.<span> </span>Son döneminde portreler üzerinde yoğunlaştı.</p>

<p><img height="683" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/i-b-r0556-1024x683.jpg" width="1024" /></p>

<h5><em>*1936 doğumlu oğlu Prens Ra’ad bin Zeid, bugün itibariyle 88 yaşında.</em></h5>

<p><img height="1080" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/46-8.jpg" width="1620" /></p>

<h5><em>*Soyuta karşı mücadeles tablosu</em></h5>

<p>Eserlerini son olarak 1988'de İstanbul'da, 1990'da Fransa ve Almanya'da sergiledi. 5 Eylül 1991'de Amman'da öldü. <strong>Amman'da</strong> El Rağdan Sarayı Kraliyet Mezarlığı'na defnedildi.</p>

<h5><img height="906" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/image-asset.jpeg" width="800" />*<em>Fahrelnissa Zeid, Prens Zeid’le birlikte.</em></h5>

<h5>*Görseller; Erol Kerim Aksoy, Kültür Eğitim, Spor Sağlık Vakfı kitabından alınmıştır.</h5></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Oggusto - Wikipedia</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/ressam-fahrunnissa-zeyd-kimdir</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Sep 2024 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/09/fahrunnissa-zeid-hayati-eserleri-bilinmeyenleri.webp" type="image/jpeg" length="91208"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Osmanlı Devleti'nde hadım ağalar]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/osmanli-devletinde-hadim-agalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/osmanli-devletinde-hadim-agalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Osmanlı'da harem ağaları, Osmanlı sarayında harem hizmetlerinde çalışan ve daha çok haremdeki kadınlara bekçilik yapan, ergenlik çağlarından önce hadım edilmiş siyahi erkek kölelerden oluşuyordu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong>Harem Ağaları, </strong>Osmanlı sarayında harem hizmetlerinde çalışan ve daha çok haremdeki kadınlara bekçilik yapan, ergenlik çağlarından önce hadım edilmiş siyahi erkek kölelerdi. 2. Meşrutiyet’in ardından yaşanan geçici özgürlük ortamında bir araya gelip 1909’da <strong>Harem Ağaları, Teavün Cemiyeti’ni </strong>kurdular. Savaş yıllarında kapanan cemiyet, cumhuriyetin ardından, 24 Eylül 1929’da yeniden kuruldu.&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><img alt="E34Ef592 4A67 F65F 87A3 9500E8A4D8D4" class="detail-photo img-fluid" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/e34ef592-4a67-f65f-87a3-9500e8a4d8d4.jpg" / width="1200" height="880"></p>

<p style="text-align:justify">Osmanlı monarşisi yıkıldıktan sonra çok zor durumda kalan harem ağaları çok düşük ücretli işlerde çalışabildikleri için geçinmekte zorlanıyorlardı. Fotoğrafta 1939 yılındaki üyelerini gördüğümüz <strong>Harem Ağaları</strong> Teavün Cemiyeti’nin çabalarıyla çalışabilecek durumda olan eski harem ağalarına devlet dairelerinde iş verilmeye başlandı.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Osmanlı'da Hadım Edilmiş Harem Ağaları</strong></p>

<p style="text-align:justify">Osmanlı İmparatorluğu'nda hadımlar tipik olarak kendi bölgelerinin dışından ithal edilen kölelerdi. Erkek kölelerin adil bir oranı hadım olarak ithal ediliyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Topkapı Sarayı ve daha sonra İstanbul'daki Dolmabahçe Sarayı içindeki Osmanlı saray haremi hadımların idaresi altındaydı.</p>

<p style="text-align:justify">Bunlar siyah hadımlar ve beyaz hadımlar olmak üzere iki kategorideydiler. Siyahî hadımların kaynağı Afrika idi.</p>

<p style="text-align:justify">Sekiz ilâ on bir yaşları arasında toplanan çocukların Mısır'da yapılan bir operasyonla erkeklikleri giderilir, daha sonra başta İstanbul olmak üzere büyük merkezlere sevkleri yapılırdı.</p>

<p style="text-align:justify"><img height="911" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/1070421-475170477.jpg" width="1368" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Kara hadımlar, </strong>Harem'deki cariyelere ve memurlara düşük rütbeli oda kızlarıyla birlikte hizmet eden Afrikalı kölelerdi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Beyaz hadımlar,</strong> ya köle pazarlarından satın alınan ya da Balkanlar veya Kafkasya'dan getirilen kölelerdi.</p>

<p style="text-align:justify">Askerlere Saray Okulu'nda hizmet ettiler ve 1582'den itibaren Harem'e girmeleri yasaklandı. Osmanlı sarayında önemli bir şahsiyet, <strong>Kızlar Ağası veya Darüssaade Ağası</strong> idi. Hem Harem'i hem de kara harem ağaları arasındaki bir istihbarat ağını kontrol eden Baş Hadım, hemen hemen her saray entrikasına karışır ve böylece padişah veya vezirlerinden veya diğer saray görevlilerinden biri üzerinde güç elde edebilirdi.</p>

<p style="text-align:justify">En güçlü Hadım Ağalardan biri, 1730'larda kütüphaneler ve okullar kurarak Hanefi İslam'ın Osmanlı versiyonunun İmparatorluk genelinde yerleşmesinde çok önemli bir rol oynayan <strong>Beşir Ağa</strong> idi.</p>

<p style="text-align:justify"><img height="533" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/09/1070391-1580935733.jpg" width="800" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Necdet Sakaoğlu / Halim Gençoğlu</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/osmanli-devletinde-hadim-agalar</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Sep 2024 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/09/e34ef592-4a67-f65f-87a3-9500e8a4d8d4.jpg" type="image/jpeg" length="37814"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mutluluk Endüstrisi ve Zenginlik Arayışı]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/mutluluk-endustrisi-ve-zenginlik-arayisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/mutluluk-endustrisi-ve-zenginlik-arayisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı bireyler, sosyal medyayı gerçek hayattan ayrı tutarak, içerikleri sadece bir eğlence aracı olarak kullanırken, diğerleri ise bu içeriklerin etkisine kapılarak gerçeklikle bağlantılarını kaybedebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="color:#e74c3c"><em><strong>İNCELEME: ALİ EREN DEMİR</strong></em></span></p>

<p style="text-align:justify">Sanal dünya, bireylerin kendi sınırlarını aşabileceği bir alan olarak görülebilir. İnsanlar, bu sanal ağlar aracılığıyla içinde bulundukları fiziksel dünyanın sınırlarını aşma potansiyeline sahip olmaktadır. Bu nedenle, sanal ağlar, insanların hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir platform olarak büyük ilgi görmektedir. Özellikle gençler arasında, hızlı bir şekilde zengin olma ve başarıya ulaşma fikrini sunan içerikler ve kanalların sayısı hızla artmaktadır. Bu içeriklerin temelinde, geleneksel oluşumların dışında yer alan bir duruş ve “kendi kendini yetiştirmiş adam” kültürü gibi unsurlar bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Marka olarak bireyler kendilerini sunmaya başlamıştır. Bununla birlikte, bu içeriklerin ardında gerçekten “gerçek” olanı arzulayan insanlar mı yoksa aldatıcı bir dünya içinde sürüklenenler mi olduğunu sorgulamak önemlidir. Gerçekten asgari bir ücretle çalışan birisi çevresinin tüm sosyoekonomik özelliklerinden bağımsız olarak, <strong>“kendini geliştirirse”</strong> ertesi hafta Dubai’de içkisini içebilir mi? Tabi bu içki hayali yine bu sosyal içeriklerin zengin olunca tapılacak tek hayali olarak karşımıza çıkıyor. Bu sahte ekonomik vaat içerikleri mali bir zenginliğin beraberinde getireceği kültürel ve sosyal sermaye hayallerinden öte bireysel hayallere sıkıştırılmış durumdadır.</p>

<p style="text-align:justify">Sanal dünyanın yaygınlaşması, bir dizi sosyolojik ve kültürel etkiyi beraberinde getirmiştir. İnsanlar, fiziksel sınırlamalardan uzaklaşarak, siber mekanlarda farklı kimlikler yaratma, farklı deneyimler yaşama ve özgürce ifade etme fırsatı bulmaktadır. Bu durum, bireylerin toplumsal normlardan ve beklentilerden bağımsız olarak kendilerini ifade etme arzusunu beslemektedir. Ancak, sanal dünyadaki içeriklerin gerçeklikle bağlantısı ve içeriğin üretildiği kişilerin niyetleri konusunda eleştirel bir düşünce yapısı benimsemek gerekmektedir. Birçok içerik üreticisi, başarıya ulaşmanın kolay ve hızlı yollarını vaat ederek insanları cezbetmektedir. Bu içeriklerin bazılarında, gerçeklikten kopuk bir yaşam tarzı sunulmaktadır ve maddi zenginlik, başarı ve statü gibi hedeflerin ön plana çıktığı görülmektedir. Bu noktada,<strong> “gerçek”</strong> olanı arzulayan insanlar ile yanıltıcı bir dünya içinde sürüklenenler arasındaki ayrım önem kazanmaktadır. Bazı bireyler, siber mekanı gerçek hayattan ayrı tutarak, içerikleri sadece bir eğlence aracı olarak kullanırken, diğerleri ise bu içeriklerin etkisine kapılarak gerçeklikle bağlantılarını kaybedebilir. Sanal dünyada sürdürülen yaşamların gerçeklikle çelişkili olabileceği ve bazı durumlarda yanıltıcı olabileceği göz ardı edilmemelidir. Bu yanıltıcı içeriklerin temeli belki de ger kalan tüm sosyal içeriklerini belirleyen ekonomik bağlamlar içeren gönderilerdir diyebiliriz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Finansal konular ve zenginlik, </strong>özellikle günümüzde insanlar arasında büyük ilgi uyandıran bir konudur. Son yıllarda, çevrimiçi platformlar, özellikle <strong>YouTube ve TikTok</strong> gibi video tabanlı platformlar, finansal başarı ve zenginlik vaat eden içeriklerle dolmaktadır. Bu içeriklerde kendini finans uzmanı olarak tanıtan kişiler, genellikle popülerlik ve takipçi sayısını artırmak amacıyla iletişim taktiklerine ve kodlara başvurmaktadır. Ancak, bu içeriklerde sunulan hızlı başarı vaadiyle bağlamsız tavsiyelerin gerçeklik payını anlamak ve değerlendirmek oldukça zor bir hale gelmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Sosyal medyayı az çok kullanan birinin aklına hemen birkaç fenomen gelebilir. Bu fenomenler, sosyolojik açıdan incelendiğinde, gençler arasında finansal başarıya duyulan büyük özlemin ve talebin bir yansıması olarak görülebilir. Gençler, rekabetçi bir toplumda daha iyi bir yaşam elde etmek, maddi güvenlik sağlamak ve sosyal statü kazanmak için finansal bağımsızlık ve zenginlik arayışına yönelmektedir. Çevrimiçi platformlar, gençlere kolay yoldan zengin olma vaadiyle sunulan içerikler aracılığıyla bu talebi karşılamaktadır. Ancak, bu içeriklerde sunulan tavsiyelerin gerçekliği ve geçerliliği konusu ciddi bir endişe kaynağıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Hızlı başarı vaadiyle sunulan kısa videolar, karmaşık finansal konuları basitleştirerek ve belirsiz bir şekilde sunarak gençleri cezbetmektedir. Ancak, bu tür içeriklerde sunulan tavsiyelerin finansal gerçeklikle ne kadar uyumlu olduğunu veya gerçekten uygulanabilir olup olmadığını değerlendirmek oldukça zordur. Bu durum, medya aracılığıyla iletilen bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu konusunda daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getirmektedir. İçerik üreticileri, genellikle popülerlik ve ticari kazanç hedefleriyle içeriklerini şekillendirmekte ve hedef kitlelerine ilgi çekici ve dikkat çekici bir şekilde sunmaktadır. Bu da gerçekçilikten uzak veya basitleştirilmiş bir anlatı oluşturabilme potansiyeline sahiptir. Bu kişisel gelişim içeriklerindeki konuşmacılar genellikle kendi başarı hikayeleriyle kendilerini tanıtmakta ve bu hikayeleri kullanarak “iş başarısı”nı övmektedir. Kendi kendini yetiştirmiş ve şimdi zengin olan kişilerin hikayeleri, içeriklerin odak noktasını oluşturmaktadır. Ancak bu içerikler genellikle yapısal sorunları göz ardı ederek zenginliği vurgulamaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanların neden kuryelik, işçilik, garsonluk yaptığını sorgulayan bu içerikler, daha iyi bir hayat için dolar kazanmayı, şirket kurmayı öğütlemekte ve eğer <strong>“iyi bir kişisel gelişim”</strong> alırsak zengin olup, “<strong>şirinleri görebileceğimizi”</strong> söylemektedir. Bu anlamda bu içerikler gerçek dünya ve yapısal engeller yerine, kişisel başarı hikayeleri üzerinden zenginlik vaat eden bir söylem oluşturulmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Üniversite eğitimi, sahte finans uzmanları tarafından küçümsenmekte ve zenginlik elde etmek isteyenlere yönelik olarak zaman kaybı olduğu iddia edilmektedir. Bu yaklaşım, üniversite eğitiminin değerini azaltan bir karşıtlık içermektedir. Ancak, bu iddianın gerçekliği sorgulanmalıdır, çünkü birçok başarılı iş insanının üniversite eğitimi aldığı bilinmektedir. Sahte finans uzmanlarının üniversite eğitimini küçümsemesi, genellikle kısa vadeli ve hızlı başarıyı vurgulayan bir düşünce tarzıyla ilişkilendirilebilir. Bu düşünce tarzı, anında zenginlik elde etme hedefini öne çıkararak, üniversite eğitiminin zaman ve para kaybı olduğunu savunur. Ancak, bu yaklaşımın gerçeklikle ne kadar uyumlu olduğu ve temelindeki önermelerin dayanaklarının neler olduğu ciddi bir değerlendirme gerektirmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Öncelikle, üniversite eğitimi sadece maddi kazanç için değil, aynı zamanda kişisel ve entelektüel gelişim için de önemli bir rol oynamaktadır. Üniversiteler, disiplinlerarası bir yaklaşımla öğrencilere geniş bir bilgi ve beceri yelpazesi sunmakta ve kritik düşünme, analitik yetenekler, iletişim becerileri gibi önemli becerilerin geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Bunlar, iş dünyasında başarıya ulaşmada önemli bir rol oynayabilir ve sadece sahte finans uzmanlarının sunabildiği kısa vadeli çözümlerle karşılaştırılamaz. Ayrıca, birçok başarılı iş insanının üniversite eğitimi aldığı ve bu eğitimin onlara değerli bir temel sağladığı bilinmektedir.<strong> Üniversite,</strong> öğrencilere teorik ve pratik bilgileri birleştirme fırsatı sunarak iş dünyasında rekabet avantajı elde etmelerini sağlayabilir. <strong>Üniversite eğitimi,</strong> ağ oluşturma imkanları, staj ve stajyerlik fırsatları gibi iş dünyasıyla bağlantıları güçlendirebilecek unsurları da içermektedir. Dolayısıyla, üniversite eğitimi, başarılı bir iş kariyeri için önemli bir temel olabilir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sahte finans uzmanlarının</strong> üniversite eğitimini küçümseyen yaklaşımı eleştirel bir perspektiften değerlendirmek önemlidir. Bu yaklaşımın temelinde hangi çıkarların yer aldığı, finansal hedeflerin ne kadar gerçekçi olduğu ve uzun vadeli sürdürülebilirlikten ne kadar uzak olduğu gibi soruları sormak gerekmektedir. Ayrıca, bu iddiaların gençler üzerindeki etkisini ve iş dünyasında üniversite eğitiminin değerini nasıl etkilediğini de eleştirel bir gözle değerlendirmek önemlidir. Üniversite eğitimi, kişisel ve entelektüel gelişim, beceri kazanımı ve iş dünyasında rekabet avantajı sağlama açısından önemli bir rol oynayabilir. Üniversite eğitiminin değerini sorgulamadan önce, bu iddiaların dayanaklarının ve uzun vadeli sonuçlarının ne olduğunu anlamak önemlidir.</p>

<p style="text-align:justify">Yine bu çevrimiçi içeriklerde finansal başarı ve zenginlik vaat eden söylemler, iletişim taktiklerinin etkileyici bir şekilde kullanımıyla dikkat çekmektedir. Bu içerikler, kendini finans uzmanı olarak tanıtan kişilerin sahte <strong>podcast </strong>tarzında görüntülerini kullanarak güvenilirlik kazanmaya çalışmaktadır. Büyüleyici bir konuşma tarzı benimseyerek izleyicileri etkilemeyi hedeflemektedir. Bunun yanı sıra, video içeriklerinde duygusal olarak etkileyici müzikler ve görsel unsurlar kullanılarak bir atmosfer yaratılmaktadır. Başlıklar, tıklama tuzağı oluşturacak şekilde tasarlanmakta ve değerli ve dönüştürücü bilgilere erişim vaadi vermektedir. İçerikler ayrıca <strong>“nasıl başarılı olunur”</strong> konusunda tavsiyeler sunmaktadır. Ancak bu tavsiyelerin gerçekçiliği sorgulanmalıdır, çünkü birçoğu muhtemelen gerçekleşmeyecek başarı vaatlerini içermektedir. Bu durum, sosyal medya ve çevrimiçi platformlar aracılığıyla iletişimde kullanılan dil ve görsel stratejilerin analizini gerektirmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">İçerik üreticileri, popülerlik, takipçi sayısı ve gelir elde etme hedefleriyle içeriklerini şekillendirerek, etkili bir iletişim sağlamayı amaçlamaktadır. İzleyicileri çeken, merak uyandıran ve duygusal tepkileri tetikleyen unsurların kullanılması, içeriğin etkileşimini artırma amacını taşımaktadır. Bununla birlikte, bu taktiklerin etik ve dürüstlük açısından sorgulanması gerekmektedir. Sözde finans uzmanları, gerçeklikten uzak ve abartılı iddialarla izleyicileri cezbetmekte ve umutlandırmaktadır. Bu içeriklerde sunulan hızlı başarı ve zenginlik vaatleri, genellikle gerçekçilikten uzaktır ve birçok insanın gerçekleşmesi mümkün olmayan hedefler olarak kalır. Bu fenomeni eleştirel bir sosyolojik perspektifle incelemek, medya ve iletişim süreçlerini anlamak için önemlidir. İzleyicilerin bilinçli bir şekilde içerikleri değerlendirmesi, sunulan tavsiyelerin gerçekçiliği ve güvenirliği konusunda eleştirel bir düşünce yapısına sahip olması önemlidir. Ayrıca, bu içeriklerin finansal okuryazarlık düzeyini nasıl etkilediği ve gençlerin finansal kararlarını nasıl etkilediği gibi sosyal ve kültürel sonuçları da araştırmak gerekmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuç olarak, çevrimiçi platformlarda finansal başarı ve zenginlik vaat eden içerikler, iletişim taktiklerinin etkileyici kullanımıyla büyük ilgi uyandırmaktadır. Ancak, bu içeriklerin gerçekçilik düzeyi ve sunulan tavsiyelerin uygunluğu sorgulanmalıdır. Medya okuryazarlığı, eleştirel düşünme becerileri ve sosyal analiz, bu fenomeni anlamak ve içerikleri değerlendirmek için önemli araçlardır.</p>

<p style="text-align:justify">Ve son olarak, çevrimiçi finans uzmanlarının vaatlerinin gerçekliği sorgulanmalı ve içeriklerin gerçeklik payı değerlendirilmelidir. Bu içeriklerin birçoğu yanıltıcı ve gerçek dışı gibi görünmektedir. Sahte finans uzmanları, bu içerikler aracılığıyla bilgilerini ücretli kurslarla pazarlamakta ve boş spekülasyonlar ve pazarlama taktikleriyle dolu bir dünyaya katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle, bu içeriklerin sağladığı bilgileri ve vaat ettikleri başarıları sorgulamak önemlidir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/mutluluk-endustrisi-ve-zenginlik-arayisi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Sep 2024 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/09/987721.jpg" type="image/jpeg" length="95937"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İç göçteki artış nelere işaret ediyor?]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/ic-gocteki-artis-nelere-isaret-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/ic-gocteki-artis-nelere-isaret-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜİK’in açıkladığı son verilere göre iç göç oranı ilk kez yüzde 4’ü aştı. Bu, iller arası göçün yıllık olarak takip edilebildiği 2007’den beri görülen en yüksek oran. Peki, göç oranı neden arttı? İlginç bulguları Prof. Dr. Mehmet Ali Eryurt Fikir Turu için yazdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Türkiye açısından iç göç hep çok önemli olmuştur. Özellikle 1950’li yıllardan itibaren kırdan kente, doğudan batıya yönelen iç göçler Türkiye’nin sosyal, ekonomik yapısını, kültürünü, sanatını, siyasetini etkileyen en önem unsurlardan birisi oldu.</p>

<p style="text-align:justify">Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nden Türkiye nüfusuna dair 2023 verilerini öğrendiğimizde önceki yıllarda yaklaşık 1 milyon kişi artan Türkiye nüfusunun sadece 92 bin 824 kişi arttığını, uzun bir süredir binde 13 seviyesinde olan nüfus artış hızının da binde 1.1’e gerileğini görmüş ve bu verilerin Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depreminin yıldönümünde paylaşılmasından da yola çıkarak sonuçların deprem etkisi yarattığını&nbsp;<a href="https://fikirturu.com/toplum/turkiyenin-son-nufus-istatistikleri-neden-cok/" rel="nofollow">yazmıştım</a>.</p>

<p style="text-align:justify">TÜİK’in daha sonra 2023 yılına dair açıkladığı tüm istatistikler “demografik deprem”in artçıları niteliğinde oldu. Doğum oranları açıklandı, doğum oranlarının 1.51&nbsp;<a href="https://fikirturu.com/toplum/dogum-oranlarindaki-dusus-nasil-durdurulabili/" rel="nofollow">çocuğa düştüğünü</a>&nbsp;gördük, dahası İstanbul, Ankara, İzmir gibi 3 büyük şehrimizde doğum oranları 1.2 çocuğa düşmüştü. Evlenme istatistikleri açıklandı, evlenen çiftlerin sayısında ve oranında azalma olduğunu, ilk evlilik yaşının arttığını gördük, ölüm istatistikleri açıklandı, ölüm sayısında artış olduğunu gördük, uluslararası göç istatistikleri açıklandı, Türkiye’den yurtdışına gidenlerin gelenlerden 400 bin kişi daha fazla olduğunu gördük.</p>

<p style="text-align:justify">Türkiye’nin nüfusu henüz azalmıyor, sadece nüfus artış hızı çok azalmış durumda. Ama bu durumun da geçmişte doğum oranlarının yüksek olduğu dönemlerde nüfusa dahil olan kuşakların şu anda doğurgan çağda olmalarından, bir başka ifade ile nüfusun yaş yapısından kaynaklandığının farkında olmak gerek. Teknik olarak nüfus momentumu olarak ifade ettiğimiz bu etki şu anda nüfus artışına pozitif bir katkı yapıyor, ama bu geçici bir etki. Doğum ve ölüm oranları gibi nüfusun içsel dinamiklerini dikkate alacak olursak nüfusun faylarında, derinlerde bir hareketlenme olduğunu net bir şekilde görürüz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2007 yılı sonrasında iç göçte en yüksek oran</strong></p>

<p style="text-align:justify">TÜİK, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nden iç göç istatistiklerini sistemin kurulduğu 2007 yılından itibaren düzenli olarak paylaşıyor. Bir önceki yıl yaşadığı ili değiştirenlerin oranını yıllık olarak takip edebiliyoruz. Bugüne kadar genelde iller arası göç eden nüfusun büyüklüğü nadiren 3 milyona ulaşırken 2023 yılında 3 milyon 450 bin 953 kişi iller arası göç etti. İller arası göç eden nüfusun toplam nüfusa oranı da ilk defa yüzde 4’ü aştı.</p>

<p style="text-align:justify"><img height="600" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/08/i-m-g-9297.jpeg" width="961" /></p>

<h4 style="text-align:justify"><em>*Grafik 1. İller arası göç eden nüfus ve iller arası göç eden nüfus oranı (%), 2008-2023</em></h4>

<p style="text-align:justify">Bu oran, iller arası göçü yıllık olarak takip edebildiğimiz 2007 yılından beri görülen en yüksek oran.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Peki, göç oranı neden arttı?</strong></p>

<h4 style="text-align:justify"><strong>Göç nedenleri</strong></h4>

<p style="text-align:justify">TÜİK 2018 yılından beri göç nedenlerini yayınlıyor. 2023 yılında gerçekleşen iller arası göçlerin yüzde 17,4’ü hane/aile fertlerinden birine bağımlı göç. Tabii göç istatistiklerinde tüm yaş grupları kapsandığı için özellikle çocuk yaştaki nüfus bağımlı göç kategorisinin ön plana çıkmasına yol açıyor. Göç edenlerin yüzde 15’i daha iyi konut ve yaşam koşulları için, yüzde 14,8’i eğitim nedeniyle göç etmiş durumda. Tayin/iş değişikliği ve işe başlamak/iş bulmak gibi işle ilgili nedenlerle göç edenlerin oranı toplamda yüzde 17,6. Medeni durum değişikliği, aile yanına, memlekete geri dönme, ev alınması, sağlık nedenleri oranları daha düşük göç nedenleri arasında.</p>

<p style="text-align:justify">2023 yılındaki göç nedenlerini önceki yıllardakinden farklılaştıran ve göç sayısının diğer yıllara göre daha fazla olmasına yol açan iki nedenden söz etmek mümkün. Birisi doğal afet/acil durum nedenli göçler, diğeri emeklilik nedeniyle yaşanan göçler.</p>

<h4 style="text-align:justify"><strong><em><img height="578" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/08/i-m-g-9298.jpeg" width="940" /></em></strong><em>*Grafik 2. Göç nedenine göre iller arası göç eden nüfus oranı (%), 2023</em></h4>

<p style="text-align:justify"><strong>Göçün en yoğun olduğu yaş grubu 20-24 yaş</strong></p>

<p style="text-align:justify">Göçün en yoğun olduğu yaş grubu olarak 20-24 yaş grubu ön plana çıkıyor. Onu sırasıyla 25-29 yaş grubu, 15-19 yaş grubu ve 30-34 yaş grubu takip ediyor. Topluca ifade edersek, 15-34 yaşları göçlerin büyük oranda gerçekleştiği yaşlar.</p>

<p style="text-align:justify">Göçmenlerin nüfus piramidine bakıldığında Türkiye genelindekinden oldukça farklı olduğu görülüyor. Ortası şişkin bir yapıya sahip olan göçmen nüfus piramidinde göçün yoğun olarak 15-34 yaşlarında gerçekleştiği de kadınların payının daha çok olduğu da net bir şekilde görülebiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Türkiye genelinde nüfusun ortalama yaşı artarken, göç edenlerin ortalama yaşında zaman içerisinde azalma gözlemleniyor.</p>

<p style="text-align:justify"><img height="575" src="https://sayfa16com.teimg.com/sayfa16-com/uploads/2024/08/i-m-g-9300.jpeg" width="1047" /></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Göç nedenleri yaşa göre önemli farklılıklar gösteriyor.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">15 yaş altı yaş grubunda temel göç nedeni çok büyük oranda hane/aile fertlerinden birine bağımlı göç. Göçün en yoğun olduğu 20-24 yaş grubunda ön plana çıkan göç nedeni eğitim, ikinci neden işe başlamak, iş bulmak. 15-19 yaş grubunda da benzer şekilde göç nedeni olarak eğitim belirgin şekilde ön plana çıkıyor.</p>

<p style="text-align:justify">25-29 yaş grubunda tayin/iş değişikliği, işe başlamak, iş bulmak gibi işle ilgili nedenler ön planda.</p>

<p style="text-align:justify">30-34 ve 35-39 yaş gruplarında tayin/iş değişikliği birinci neden, daha iyi konut ve yaşam koşulları ikinci neden.</p>

<p style="text-align:justify">40 yaştan itibaren daha iyi konut ve yaşam koşulları nedeniyle göç etme eğilimi artıyor. 65 yaş üzerinde belirgin şekilde daha iyi konut ve yaşam koşulları en önemli göç nedeni.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İç göç verileri dikkatle izlenmeli</strong></p>

<p style="text-align:justify">Önümüzdeki süreçte göç eğilimi devam edecek gibi görünüyor. İklim projeksiyonları Türkiye’nin, özellikle ülkenin güneyinin iklim krizinden en çok etkilenecek bölgelerden birisi olduğunu gösteriyor. Bu durumun ülke içi göçleri artıran bir etki yapması kuvvetle muhtemel.</p>

<p style="text-align:justify">Göç nedenlerinin iyi incelenmesi gerekiyor. Belediyeler ve ilgili kamu kurumları, aldıkları ve verdikleri göçün niteliğini iyi incelemeliler. Göçmen profillerini iyi analiz etmeliler, nereden geliyorlar, yaşları, cinsiyetleri, eğitim durumları, medeni durumları, meslekleri kayıt sisteminden rahatlıkla analiz edilebilir. Alınan ve verilen göçün nedenleri olabildiğince küçük yerleşim birimleri temelinde analiz edildiği ölçüde politika geliştirme süreçleri daha sağlıklı işleyebilir. Her bir göç nedeni için hayata geçirilmesi gereken politika farklı.</p>

<p style="text-align:justify">İç göçler hem fırsatları hem de tehditleri beraberinde getiriyor. Farklı kültürlerin kaynaşmasına imkân vermesi, ekonomik olarak daha gelişmiş illere göç edenlerin kendi illerinin de gelişmesine katkı yapabilmeleri gibi birtakım fırsatları içeriyor. Ama iyi yönetilmediği takdirde nüfusun ülke geneline dengesiz dağılımı, gecekondulaşma, alt yapı yetersizliği gibi çok sayıda sorunun kaynağı da olabiliyor. Çözüm verileri iyi incelemekte, veri temelli politikalar geliştirmekte, sosyal ve bölgesel eşitsizlikleri gidermekte yatıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Fikir Turu</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, İNCELEME</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/ic-gocteki-artis-nelere-isaret-ediyor</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/08/whatsapp-image-2024-08-24-at-115740.jpeg" type="image/jpeg" length="84089"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tekno-sömürgeciliğin yükselişi]]></title>
      <link>https://www.sayfa16.com/tekno-somurgeciligin-yukselisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sayfa16.com/tekno-somurgeciligin-yukselisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD ve Çin arasındaki rekabet kızıştıkça, yarı iletken çipler, yapay zekâ ve kuantum bilgisayar gibi kritik teknolojilerin tasarımı, geliştirilmesi ve üretimini kontrol etme mücadelesi de alevleniyor. Bu süreçte, asimetrik bağımlılıklar oluşturarak diğer ülkeleri kendi ekonomik boyunduruklarına sürüklüyorlar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Teknoloji, modern dünyamızın hem yapısal hem de işlevsel kalbini oluşturuyor; okullarımızdan hastanelerimize, enerji şebekelerinden internet bağlantılarımıza kadar her şey bu karmaşık ağın içinde yer alıyor. Fakat bu teknolojik altyapının kontrolünü, yeni bir küresel güç mücadelesinin sahnesi haline geliyor.</p>

<p style="text-align:justify">ABD ve Çin arasında yaşanan teknoloji savaşları, bu iki süper gücün yarı iletken çiplerden yapay zekâya kadar birçok alanda üstünlük sağlama çabası, küresel ekonomik ve askeri dengeleri etkiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Hermann Hauser ve Hazem Danny Nakib;&nbsp;<em>Project Syndicate</em>&nbsp;internet sitesinde yayımlanan yazılarında, geçmişin sömürge imparatorluklarının yerini günümüzde dijital imparatorlukların aldığını ve teknolojik mücadelede geri kalan ülkelerin de büyük güçlerin birer teknoloji sömürgelerine dönüşebileceklerini öne sürüyorlar.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:</strong></p>

<p style="text-align:justify">“1853 yılında, Başkan Millard Fillmore’un talimatıyla, ABD donanmasının amirali Matthew Perry, Japonya’yı 200 yıllık izolasyon politikasını sona erdirmeye ikna etmek için dört savaş gemisiyle yola çıkmıştı. Amiral Perry, Tokyo Körfezi’ne ulaştığında Tokugawa şogunluğuna ültimatom vermişti: Ya ABD ile ticaret yapacaklardı ya da sonuçlarına katlanacaklardı.</p>

<p style="text-align:justify">Bu “kara gemiler” (kömürle çalışan buharlı motorlarından çıkan koyu dumandan dolayı bu isim verilmişti) Japonya için büyük bir dönüm noktası oldu. Bu kara gemilerin arkasındaki sanayi gücü sayesinde Britanya İmparatorluğu bir dünya hakimiyeti kurmuştu. Bu sefer ABD’nin etkileyici teknolojik gösterisi karşısında, şogun yönetimi isteksiz de olsa Perry’nin taleplerini kabul etti ve 1854’te Kanagawa Antlaşması imzalandı. Ertesi yıl ise Hollandalılar, Japonya’nın ticarete açılmasını takdir etmek için şogunluğa buharlı bir savaş gemisi hediye etmişti.</p>

<h4 style="text-align:justify"><strong>Teknolojik hegemonya yarışı: ABD ve Çin’in yeni soğuk savaşı</strong></h4>

<p style="text-align:justify">Teknoloji çeşitli tehlikeler oluşturabileceği gibi, aynı zamanda okullar ve hastaneler gibi kritik altyapıların da temelini oluşturur. Özellikle son yüzyılda; insanlar enerji şebekeleri, internet, cep telefonları ve şimdi de yapay zekâ gibi birçok teknolojiyle iç içe yaşamaya başladı.</p>

<p style="text-align:justify">Perry’nin seferi, teknolojinin aynı zamanda devletlerin askeri egemenliğinin temel unsuru olduğunu da göstermişti. Teknolojik üstünlüğü sayesinde ABD, dünyanın en büyük askeri gücü haline geldi;&nbsp;<a href="https://finance.yahoo.com/news/15-most-important-u-military-102443947.html?guccounter=1&amp;guce_referrer=aHR0cHM6Ly93d3cuZ29vZ2xlLmNvbS8&amp;guce_referrer_sig=AQAAAKy_bFlDxkGQSJj2e-_-2RZgJdQKf4GAyuUEUmtvuQthcxXrGUioCxnI73tecVVPAQenz428fMK5r84ZSnTIRynk7bZnYpBayt004JAyAFw2f8LX1lRgSn7Utn8JeM0P_wCbJZ3pIsia9tRmn94xZfCTTnRm8cxjfWUbbBisB-vE" rel="noopener" target="_blank">80 ülkede 750’den fazla üsse</a>&nbsp;sahip ve bu sayı, tüm diğer ülkelerin askeri üslerinin toplamının üç katı.</p>

<p style="text-align:justify">Fakat devlet egemenliğine dair bu tablo hızla değişiyor. Doların&nbsp;<a href="https://www.reuters.com/breakingviews/global-markets-breakingviews-2023-02-28/" rel="noopener" target="_blank">küresel rezerv para birimi</a>&nbsp;olması ABD’nin finansal egemenliğini korusa da ekonomik egemenliği giderek artan bir şekilde Çin’in yükselişiyle sarsılıyor. 2014 yılında, satın alma gücü paritesiyle Çin, ABD’yi&nbsp;<a href="https://www.bbc.com/news/magazine-30483762" rel="noopener" target="_blank">geride bırakarak</a>&nbsp;dünyanın en büyük ekonomisi oldu. Çin, ABD ve Avrupa Birliği’nin&nbsp;<a href="https://single-market-economy.ec.europa.eu/system/files/2024-01/EconomicBrief_4_ETBD_23_004ENN_V2.pdf" rel="noopener" target="_blank">toplamına eşdeğer</a>&nbsp;bir üretim kapasitesine sahip ve&nbsp;<a href="https://www.cnbc.com/2024/02/26/china-still-top-trading-partner-for-many-countries-says-adb.html" rel="noopener" target="_blank">120’den fazla ülkenin</a>&nbsp;en büyük ticaret ortağı konumunda.</p>

<p style="text-align:justify">Günümüzde ise bu iki süper güç; yarı iletken çipler, yapay zekâ, sentetik biyoloji, kuantum bilgisayarı ve blockchain gibi kritik teknolojilerin tasarımı, geliştirilmesi ve üretimi üzerinde hakimiyet kurmak için kıyasıya bir yarış içerisinde. 2023’te ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan bir araştırma, 64 yeni teknoloji alanının&nbsp;<a href="https://www.finfacts-blog.com/2024/03/china-world-leader-in-37-of-44-critical.html#:~:text=ASPI%20said%20that%20China%27s%20global,United%20States%20had%207%20positions." rel="noopener" target="_blank">%80’den fazlasında</a>&nbsp;Çin’in ABD’yi geride bıraktığını, iki ülke arasındaki rekabetin de çok başa baş ilerlediğini ortaya koydu.</p>

<h4 style="text-align:justify"><strong>Dijital çağda yeni bir sömürgecilik biçimi</strong></h4>

<p style="text-align:justify">ABD ve Çin arasındaki rekabet teknolojik alanda gittikçe alevlenirken, dünya üstündeki diğer ülkeler de bir taraf seçmek ve müttefiklerinin teknolojilerini, ölçütlerini, değerlerini ve tedarik zincirlerini benimsemek zorunda kalacaklar. Tüm bu süreç de küresel istikrarı tehdit eden yeni bir teknolojik sömürgecilik dönemini başlatabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Fakat ilginç bir şekilde, ne ABD ne de Çin yarı iletken çip endüstrisinde tam bir hakimiyet sağlayabildi. Çünkü beş nanometreden küçük yarı iletkenleri üretebilen sadece iki şirket var: Tayvan’daki TSMC ve Güney Kore’deki Samsung. Bu durumu değiştirmek isteyen iki süper güç, “teknoloji egemenliği çemberleri” adı verilen etki alanları oluşturarak, diğer ülkeleri de kritik teknolojilere erişmek istiyorlarsa bu etki alanlarına katılmaya zorluyorlar.</p>

<p style="text-align:justify">Geçmişte topraklar üzerinde kurulan sömürgeciliklerin aksine tekno-sömürgecilik, dünya ekonomisini ve günlük yaşamımızı şekillendiren teknolojiler üzerinde hakimiyet kurmayı hedefliyor. ABD ve Çin gibi büyük güçler, bu hedefe ulaşmak için küresel üretim zincirlerinin en yenilikçi ve karmaşık bölümlerini kendi ülkelerine taşıyarak stratejik darboğazlar oluşturuyorlar.</p>

<p style="text-align:justify">Örneğin, Çin kritik ham maddelerin tedarik zincirlerini kontrol altına alarak dünyanın en büyük&nbsp;<a href="https://www.technologyreview.com/2023/02/21/1068880/how-did-china-dominate-electric-cars-policy/" rel="noopener" target="_blank">elektrikli araç üreticisi</a>&nbsp;haline geldi. Aynı zamanda, ABD de Cadence Design Systems ve Synopsys gibi şirketler aracılığıyla yarı iletken çiplerin tasarım yazılımlarında liderliği elinde tutuyor.</p>

<p style="text-align:justify">Avrupa da bu hızla gelişen sektörde önemli bir oyuncu olma gayesinde. Hollandalı ASML şirketi, ileri düzey yarı iletken çip üretimi için kritik önem arz eden aşırı ultraviyole litografi sistemlerini üretiyor. Ayrıca, Avrupa Birliği&nbsp;<a href="https://stateofeuropeantech.com/reading-tracks/soet-in-5-minutes" rel="noopener" target="_blank">yapay zekâ araştırmacılarının</a>&nbsp;büyük bir kısmını Avrupa dışarıdan sağlasa da ABD’ye kıyasla fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarında daha fazla öğrenciye ve bilgisayar bilimcisine sahip ve&nbsp;<a href="https://www.economist.com/business/2023/12/07/europes-technology-startups-are-doing-just-fine" rel="noopener" target="_blank">daha fazla startup</a>&nbsp;şirketi çıkarıyor.</p>

<h4 style="text-align:justify"><strong>Asimetrik bağımlılıklar ve teknolojik sömürgeler</strong></h4>

<p style="text-align:justify">Teknolojileri kendi topraklarına taşımanın mümkün olmadığı durumlarda, teknoloji egemenliği çemberleri daha incelikli bir baskı aracı olarak devreye giriyor. Bu çemberler, asimetrik bağımlılıklar yaratarak diğer ülkeleri tekno-ekonomik bir bağımlılığa sürüklüyorlar.</p>

<p style="text-align:justify">Birleşik Krallık bu durumun en iyi örneği. 2020’de ABD, Birleşik Krallık’ı Çinli teknoloji şirketi Huawei’yi 5G şebekesinden&nbsp;<a href="https://www.theguardian.com/technology/2020/jul/18/pressure-from-trump-led-to-5g-ban-britain-tells-huawei" rel="noopener" target="_blank">çıkarması</a>&nbsp;için zorlamıştı; kabul etmemesi halinde ise ABD’nin istihbarat ağına ve çip tasarım yazılımına erişimini keseceği tehdidinde bulunmuştu. Benzer şekilde, ABD geçtiğimiz Ocak ayında, ASML makinelerini Çin’e tedarik etmeyi durdurması için Hollanda’ya baskı yapmıştı. Buna karşılık olarak da Çin, mikroçipler ve güneş panellerinin üretim süreçleri için kritik olan galyum ve germanyum minerallerinin ihracatını&nbsp;<a href="https://www.reuters.com/world/china/china-export-curbs-choke-off-shipments-gallium-germanium-second-month-2023-10-20/" rel="noopener" target="_blank">kısıtlayarak</a>&nbsp;bu alandaki kontrolünü daha sıkılaştırdı.</p>

<p style="text-align:justify">Her ülke yakında kendi “kara gemi” anını yaşayabilir. Kritik teknolojilere sahip olmanın sağladığı korumadan yoksun kalan ülkeler, teknoloji kolonileri olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklar. Teknolojik sömürge olan bu ülkeler; basit elektronikler üreterek, nadir metalleri işleyerek, veri setlerini etiketleyerek, bulut hizmetlerine ev sahipliği yaparak, yani diğer bir deyişle hem fiziksel hem de veri madenlerini işleyerek teknolojik açıdan egemen güçlerin ihtiyaçlarını karşılayacaklar. ABD veya Çin ile uyum sağlamayan ülkeler ise kendilerini yoksul ve teknolojik olarak geri kalmış bir durumda bulacaklar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4 style="text-align:justify"><strong>Yeni teknolojileri kim, nasıl kontrol edecek?</strong></h4>

<p style="text-align:justify">Gittikçe artan jeopolitik gerilimlerin gölgesinde; kuantum bilgisayarlar, yapay zekâ, blockchain ve sentetik biyoloji gibi yeni teknolojiler, insanlığın keşif sınırlarını hiç olmadığı kadar genişletme potansiyeline sahip. Yakında çıkacak olan kitabımız&nbsp;<em>The Team of 8 Billion</em>‘da da vurguladığımız gibi, çağımızın en önemli sorusu şu: Bu teknolojik yenilikler bir avuç elitin kontrolünde birer baskı aracı mı haline mi gelecekler, yoksa ortak refahımızı artıracak şekilde yaygınlaşarak demokratikleştirilecekler mi? Bu yeni teknolojiler, yıkıcı bir tekno-sömürgecilik çağını başlatmak yerine, kurallara dayalı uluslararası düzeni yeniden canlandırabilir ve kolektif yönetişimi güçlendirebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Fakat bunu başarmak için, bugünün “kara gemilerini” daha henüz icat edilmemiş bir şeyle değiştirmemiz gerekiyor: İnsani problemlerimizi ve çıkarlarımızı temel alan küresel bir iş birliği yapısı. Bu tarz bir küresel yapı, giderek artan birbirine bağlılığımızı ve teknolojik bağımlılıklarımızı, savaşların ve nükleer silahların yayılmasından pandemiler ve iklim değişikliğine kadar karşı karşıya olduğumuz tüm küresel zorlukları göz önüne almalı.</p>

<p style="text-align:justify">Tekno-sömürgecilik, küresel egemenlik mücadelesinin günümüzdeki en yeni aşamasını temsil ediyor. Bu süreç sonucunda kendi felaketimizi kendi ellerimizle mi hazırlayacağız, yoksa daha parlak bir geleceğin mimarları mı olacağız? İyi ya da kötü, bu sorunun cevabı bizim elimizde.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Project Syndicate - Fikir Turu</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İNCELEME, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.sayfa16.com/tekno-somurgeciligin-yukselisi</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sayfa16com.teimg.com/crop/1280x720/sayfa16-com/uploads/2024/08/20082024-1024x683.jpeg" type="image/jpeg" length="74427"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
