Smells Like Teen Spirit: İki Tel Arasındaki Paradigma Kayması

Müzik tarihinin en büyük ironilerinden biri şudur: Dünyanın en ikonik gitar sololarından biri, gitar çalmayı "önemsemeyen" ve teknik virtüözlüğü "orijinalliğin önündeki bir engel" olarak gören bir adam tarafından yazılmıştır. O, teknik kusursuzluğun değil, ifade gücünün peşinde olan Kurt Cobain'dir.

Abone Ol

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde rock müzik, teknik virtüözlüğün kutsandığı, enstrümantal hakimiyetin hız ve armonik karmaşıklıkla ölçüldüğü bir evre yaşıyordu. Özellikle 1980'li yılların "hair metal" ve "shred" gitar ekolü, gitar sololarını şarkının anlatısından bağımsız, icracının atletik kapasitesini sergilediği birer gösteri alanına dönüştürmüştü.

Ancak 1991 yılında, Seattle merkezli Nirvana grubunu özellikle Nevermind albümüyle ana akıma taşıdığı estetik devrim, bu yerleşik değerler hiyerarşisini kökünden sarsmıştır. Bu devrimin en gözde örneği ise grubun ikonik parçası "Smells Like Teen Spirit" ve onun müzik teorisyenlerini, eleştirmenleri ve dinleyicileri yıllardır ikiye bölen gitar solosudur.

Yalnızca 16 ölçü uzunluğunda olan ve neredeyse gitarda iki telden oluşan nota dizilimi ve teknik açıdan başlangıç seviyesindeki bir gitarist tarafından bile icra edilebilecek sadelikteki bu solo, paradoksal bir şekilde Guitar World, Rolling Stone ve NME gibi prestijli dergiler tarafından "Tüm Zamanların En İyi Gitar Soloları" listelerinde, Eddie Van Halen, Randy Rhoads, Jimmy Page veya Jimi Hendrix gibi teknik devlerin eserleriyle yarışır, kimi zamansa onları geride bırakır bir pozisyondadır.

Özellikle 80’li yıllarda ön plana çıkan rock ve glam ya da hair metal türündeki parçalara baktığımızda gitar soloları, şarkının duygusal akışını kesen, gitaristin "tapping", "sweep picking" gibi tekniklerle akrobasi yeteneklerini sergilediği, genellikle yüksek tempolu ve bol notalı bir sekans olarak kurgulanıyordu.

O dönemdeki birçok müzisyen ve müzik eleştirmeninin belirttiği gibi sololar, şarkı yazarlığının önüne geçmiş ve bir tür "notalarla spor yapma" etkinliğine dönüşmüştü. Teknik mükemmellik arayışı, bir müzikal tavır ya da samimiyet kaybına yol açmıştı. Bu noktada Nirvana, sadece bir müzik grubu olarak değil, bir "kültürel bir hareket" olarak sahneye çıktı.

Kurt Cobain'in tavrı, yaklaşımı ve gitar çalım tarzı, 80'lerin bu şatafatlı yapısına verilmiş en net ve sert cevaptı. Cobain'in gitar solosuna yaklaşımı bilinçli bir estetik tercihti. "Anti-solo" kavramı, Cobain'in müziğe bakış açısının temel taşlarından biridir. 1992 Arjantin röportajında, "Pratik yapmıyorum... Verimli bir tekniğe sahip bir gitarist olmaya çalışmaktansa (yanlış notalar basmayı) tercih ederim" diyerek, teknik kusursuzluğun değil, ifade gücünün peşinde olduğunu vurgulamıştır.

"Smells Like Teen Spirit"in solosu, bu "primitif" ama son derece etkili yaklaşımın bir ürünüdür. Solo, gösterişten uzak, neredeyse tembel bir tavırla çalınmış gibi dursa da, aslında şarkının dramatik yapısını güçlendiren stratejik bir hamledir. Kurt Cobain bu solo bölümünde yeni ve karmaşık bir melodi icat etmek yerine, şarkının dize ve ön-nakarat bölümlerindeki vokal melodisini gitara transfer etmiştir. Solonun bu melodiyi enstrümantal formda tekrarlaması, melodik hafızayı güçlendirip, soloyu "eşlik edilebilir" (singable) kılar.

Günümüzde birçok gibi yeni nesil müzisyenlerin belirttiği gibi, "en iyi sololar, söyleyebileceğiniz sololardır" argümanının bir yansımasıdır. Ek olarak Kurt Cobain’in bu soloda tercih ettiği aralıklar, Nirvana'nın müziğiyle özdeşleşen o kasvetli ve tekinsiz atmosferi yaratır. Solonun ritmik yapısı ise hızlı ve değişken yapıların aksine, son derece kararlı ve basittir.

Rick Beato'nun da analizlerinde vurguladığı gibi; “Cobain müzik teorisinin kurallarıyla değil, saf bir müzikal içgüdüyle hareket ediyordu. Solo, hesaplanmış bir matematik problemi değil, şarkının gidişatını hisseden bir müzisyenin doğal refleksidir.” Hatta Beato’nun Nirvana’nın müziğine kendi tabiriyle intuitive (içgüdüsel) rock demesinin de sebebi budur.

Albümün yapımcısı Butch Vig’in, kayıt sırasında Cobain'in canlı performansını kullanmayı ve onu yönlendirmeyi tercih ettiğini röportajlarında okuyoruz. Butch Vig’in bu amaçla, solonun kaydında Cobain'in efekt pedalları arasında geçiş yaparken oluşan küçük zamanlama hatalarını düzelterek, "özensiz" gibi duyulan ama aslında son derece kontrollü bir kaos yaratmayı hedeflediğini söylemiştir.

Şarkının gitar soundundaki detone ve metalik renk hem grubun uyumsuz tavrını hem de dönemin apatik boşluğunu somutlaştıran bir tercihtir. Cobain'in hem vokalde hem de gitarda kullandığı melodi, şarkının agresif ve gürültülü dış kabuğunun altına gizlenmiş derin bir hüznü barındırır. Bu tezat durum dinleyiciyi öfke ile melankoli arasında gidip gelen duygusal bir sarkaçta tutar. Nitekim şarkının o 'yırtıcı' maskesi indirildiğinde altında yatan kırılgan ruh, Tori Amos’un yalın piyano coverında tüm çıplaklığıyla açığa çıkmaktadır. Kurt Cobain’in tüm varoluşu; kırılgan bir hassasiyetle örülmüş, dünyaya karşı uyumsuz ve pesimist bir isyanın, notalara dökülmüş en somut halidir.

Şarkı yayınlandıktan günümüze değin müzik listelerinde ve müzik dergilerinden en ikonik şarkılar ve en iyi gitar soloları gibi listelerde zirveye oynaması birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir.

Aslında bu tartışma "Teknik Yetenek vs. Sanatsal Etki" çatışmasının en somut örneğidir. Buradaki gitar solosu, müzik tarihinde paradigma değiştiren nadir anlardan biridir. Onun "en iyi" listelerinde yer alması, teknik bir virtüözlük iddiasından değil, müziğin asıl işlevi olan duygusal aktarım konusundaki eşsiz başarısından kaynaklanır. Anında tanınan melodisi, rock müziğin kapılarını herkese açan sadeliği ve şarkıyla bütünleşen yapısı; bu soloyu teknik bir gösteri olmaktan çıkarıp, bir dönemin ruhunu taşıyan kültürel bir simgeye dönüştürür.

Notaların sayısının değil, anlamının önemli olduğunun en güçlü kanıtıdır. İngilizlerin bir ifadesiyle less is more (daha az, daha fazladır) örneğidir. Gösterişli tekniklerin ve hızın kutsandığı bir çağda, Çehov’un 'kısa ve öz olmak, yeteneğin kardeşidir' sözünü doğrulayan bu solo; sadeliğin gücüne dair müzik tarihine bırakılmış en çarpıcı örnektir.