Oliver Laxe’in 2025 yapımı Sirat filmi, birçok düzlemi bir araya getirerek adeta bir “aşure metaforu” üzerinden derdini anlatmaya çalışan bir yapım.
2026’nın ilk aylarından geriye baktığımızda, Sirat filminin 2025’e damga vuran yapımlardan biri olarak hatırlanacağı şimdiden hissediliyor.
Film, toplumun dışında kalma hâlini ve bunun giderek yaygınlaştığı bir dönemi, hippi kültürü üzerinden anlatmayı tercih ediyor. Bu yolda ilerlemesi seyircinin heybesine eski kültürel belleğin hatırlatmasını taşıtıyor. Sirat ile bahsedilen kıldan ince kılıçtan keskin olan İslam terminolojisi burada bir eşik oluşturuyor diyebiliriz.
Filmde olan olaylar; özgürlük, insanlık, tercih ve yaşanan felaketleri insanlığı aşan mefhuma sığdırmak, filmin atmosferini ve alt metnini güçlendiriyor. Bu atmosferden payını elektronik dans ve müzik de alıyor şüphesiz.
Filmle ilgili en net kanıları aşure metaforuna dayandırarak belirtmeyi tercih ettim. Özgürlük ve aynı zamanda bağlılık ve yerleşikliği, dans ve müzikle yaşanan hayatı ve ilerleyip geçilen köprüyü birleştirdiği görülüyor. Yönetmen bize sanki çok uzak bir gezegenden dünyaya bakıp anlamaya çalışan hem anlayıp hem anlayamayan bir uzaylının beynini izletiyor diyebiliriz.
Muhakkak çok etkileniyorsunuz ama bir şey eksik kalıyor. Bu eksik kalmanın adını da köprü illüzyonu dersek hiç de fena olmaz. Yaşanan olaylar sanki o çok bilinen bir varmış bir yokmuş masallarıyla başlayıp hafızamızın köprülerinde bir illüzyona dönüşüp bilinmezliğe yükseliyor. Bu anlamda film, sinemanın olanaklarını görsel ve işitsel olarak iyi kullanıp, sırat gibi bir metaforla da senaryonun şahlandığı bir örnek oluşturuyor.